ARALIK AYINDA KÖYÜMÜZ VE YÖREMİZ.

   Asım KUTLUATA

        Kasım ayında gitmeyi planlamıştım ancak yaklaşık bir ay gecikme ile gidebildim Köye.      

        Fındıklı’da ve köyde kaldığım 10 günlük sürede havalar çok güzeldi. Adeta bir bahar havası olduğunu söyleyebilirim. Çiçekler, yapraklar ve bahardaki gibi yeşillikler yoktu ama doğa, yine de bu haliyle başka bir güzeldi. Bu durumu fotoğraflarla da tespit etmeye çalıştım.     

        Bugün köyümüz ve yöremizdeki sosyal ve ekonomik hayatın gençliğimdeki hayata göre oldukça değişmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. O yıllarda; tarıma ve hayvancılığa dayalı kapalı bir ekonomi, ona bağlı olarak da sosyal bir hayat vardı. Bu gün ise yöremizde çay tarımı ve endüstrisinin devreye girmesi gelir düzeyini yükseltmiş, okuyan kesimin artması dışa açılımı da beraberinde getirirken sosyal ve ekonomik hayatı da olumlu yönde etkilemiştir.     


   Amiras'dan Siprane'nin görünüşü

        Yaylacılar köyünde ilkokul 1951 - 52 öğretim yılında açılmıştır. Bu tarihten önce okumak isteyenler ya Arılı köyündeki ilkokula ya da akrabalarının yanına (Oce gibi.) giderek okumaya çalışmışlardır. İlkokulun köyümüzde açılması okula gitme oranını yükseltmiş ancak ortaokula devam eden öğrenci istenilen düzeyde olmamıştır.     

        1980’lere kadar ekonomik ve sosyal hayatta çok fazla bir değişiklik olduğu söylenemez. 1980’lerden sonra ekonomik gelişmeye paralel olarak başta Fındıklı olmak üzere arsa, ev yatırımları gerçekleştirilmiş, köyümüzde tarıma elverişli toprak yeterli olmadığından bir çok insan kendisine yeni iş olanakları ve yerleşim yerleri aramaya başlamışlardır.     

        Eskiden yazın yaylaya göç edilir, 2 – 2,5 ay kalınırdı. Bugün ise Fındıklı’da evi olanlar kışın kazaya inmektedir. Göç bir biçimiyle eskisi gibi olmasa da devam etmektedir.     


   Kilis'den getirilmişler, tanesi 850 TL.

        Ekonomik ve sosyal değişim köyümüzde – yöremizde hayvancılığı çok olumsuz etkilemiştir. Yaylacılığı öldürmüştür. Çocukluğumda her evde birkaç inek ve bazılarında da mal (keçi) olmasına rağmen bugün bazı ailelerde bir - iki ineğin dışında bir çok ailenin hayvanı yoktur. Geçmişte canlı olan o yaylalarımıza bu yıl Taner Atagün ve Ahmet Kutluata’nın dışında kimse gitmedi.     

        Yaylalara karşı, biz ve bize yakın kuşakların özlemi ve sevgisinin devam ettiğini görmekteyiz. Ancak yaylaya yolun bir türlü yapılamaması, yaylaların terk edilmesinde en önemli etkendir diyebiliriz.     

        Yayla yolunun; Çamsu’dan başlayarak en kısa sürede yapılması için girişimler hızlandırmalı ve sonuçlandırılmalıdır. Bu yolun köyümüz ve yöremiz için her yönüyle çok olumlu olacağını unutmamak gerekir.     


   Goloskur Değirmeni.

   MISIRUNU VE DEĞİRMENLER

         Mısır ekmeğinin Karadeniz yöresinde özel bir yeri olduğunu herkes bilir. Benim çocukluğumda genelde mısır ekmeği, bazen de buğdayın değirmende öğütülmesi sonucu elde ettiğimiz undan yapılan, bugün süper marketlerde oldukça yüksek fiyatla satılan koyu kahve renkli buğday ekmeği yerdik. Günümüzde köylere her sabah araba ile çarşıdan ekmek gelmektedir.     

        Geçmişte Köyde 6 adet su değirmeni vardı. Bugün ise köyümüzde faal olarak sadece bir değirmen kalmıştır. Elektrikle çalışan değirmenler de alındı ama su değirmenlerinde öğütülen unun tadı tam yakalanamadı! Çay tarımı nedeniyle mısır ekecek tarla kalmadı ya da çok azaldı. Mısır, artık ekmek olarak değil de tadımlık olarak üretiliyor ve tüketiliyor. Muhlama, lahana ve yoğurtla pilekide (kilden yapılmış içinde ekmek yapıln kab) yapılan, üstüne kumar yaprağı, kestane yaprağı ya da sac örtülerek köz ile pişen mısır ekmeğinin tadını bu yemeklerde diğer ekmeklerle yakalamak mümkün değil , en azından bana öyle geliyor. Soba (kuzine)’de pişen ekmek de pek yabana atılmamalı.     


   Pilekede mısır ekmepinin tadı unutuldu artık.

         Her değirmenin ortakları vardır. Mısır öğütmek için öncelik hakkı ortaklardadır. Goloskur Değirmeni de bunlardan biridir. Dere, Sırt ve İbigün mahallesi sakinleri bu değirmene ortaktır. Goloskur Değirmeninin önü, Goloskura gidenler ve o yörede arazisi olan bizim köylülerin oturduğu, sohbet ettiği bir mekandı. Şu anda Goloskur Deresi üzerine menfez yapılmakta ve tamamlanmak üzeredir. Goloskur köprüsünün yapılması ve yeni yol; oturma alanını ve atıl halde olan değirmeni daha da kötü hale getirdi. Değirmen tamir edilirken, değirmene gelen su yolu ve etrafının yeniden düzenleme çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalar bir an önce tamamlanarak bu mekanın eski özelliklerine kavuşturulması anlamlı olacaktır diye düşünüyorum.     

        Yaylalara Su değirmeni ve mısırın öğütülmesi geçmişte büyüklerimizin ve bizlerin hayatında önemli yer tutar.Yorgun argın akşama yakın eve gelen Anam’la mısır öğütmek için geç saatlere kadar değirmende kaldığımı hatırlıyorum . Bu ve benzeri değerlere sahip çıkmalıyız ve yaşatmalıyız....     


   Goloskur Deresine yapılan menfez

   ARILI DERESİ’NE PERDE BETON!

         Köyde kaldığım süre içerisinde Arılı Deresi üzerinde yapılmaya çalışılan “dere ıslah projesi” ile ilgili olarak derenin her iki tarafındaki yaklaşık 4 - 5 metre yüksekliğindeki “perde beton ve bentleri” gerçekleştirmek için dere yatağındaki tahribata yöre insanının gösterdiği tepkiyi izleme olanağı buldum. Derelerin taşarak tarım alanlarına - evlere zarar vermesini önlemek için kontrol altına alınmaları çok doğru bir yöntemdir.     

        Arılı Deresi’nin denize kavuştuğu yer; biz orta okulda okurken 1960’ların başlarında bomboştu ve “Ada “ denilen yerde top oynardık. Bugün bu alanlar tamamen yerleşim yeri olmuştur. Bu bölgenin kontrol altına alınması ve insan hayatını olumsuz etkileyecek taşkınlığın önlenmesi çok normal ancak içerilerde tarım alanları ve evleri etkisi altında bırakan taşkınlıklara fazlaca şahit olunduğu pek söylenemez. Varsa da; sadece yöre insanının dere ile ilişkisini kesmeyecek yazın insanların dereye girebileceği, yüzebileceği, balık yuvalarını ve Deniz Alasının dere boyunca gideceği yuvaları tahrip etmeden sadece o kısma uygun proje yapılabilir.     

        Bu projenin her yönü ile yeniden ele alınması, topyekün bir “perde beton” anlayışının terk edilmesi ve yöre insanını projenin amacının ne olduğu, ne fayda sağlayacağı gibi konularda bilgilendirilerek projelendirilmesi ve uygulanmaya konulmasının daha olumlu sonuçlar vereceği görüşündeyim.     

   
   
   
   

Önceki Sayfa