BOR MADENLERİMİZİ YETERLİ DÜZEYDE DEĞERLENDİREBİLDİK Mİ ?

Asım KUTLUATA

Bor madenlerinin ülkemizdeki bilinen tarihi 1800’lü yıllara kadar dayanmaktadır. İlk bor tuzu yatağı 1815 yılında Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bulunmuştur. Osmanlı topraklarında üretilen diğer madenler gibi bor tuzları da gelişen batı endüstrileri için hammadde girdisi olarak görülmüş ve üretim planları gelişmiş ülkelerin sanayilerinin ihtiyaçlarına göre projelendirilmiştir.

Ülkemizde Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte hayata geçirilmeye çalışılan sanayileşme politikalarına gelişmiş sanayi ülkeleri, gerekteknik ve teknolojik yardım gereksekredi desteği konularında istekli davranmamışlardır. Entegre olan bor, ferrokrom, demir-çelik ve alüminyum tesislerinin kurulmalarında bu anlayış her zaman hakim olmuş; sonuç olarak İskenderun demir-çelik ve Seydişehir alüminyum tesislerinin teknoloji ve kredi desteği Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarafından sağlanmıştır.

Yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarına sahip olan ülkeler bu kaynakları ülke çıkarları doğrultusunda değerlendirmeleri halinde gelişme ve kalkınma yönünde önemli avantajlar elde ederler. Ancak, dünyada önemli kaynaklara sahip olan birçok ülkenin gelişmişlik düzeyine ulaşamadığı günümüzün gerçeğidir. Örneğin madensel hammadde kaynağına sahip olmayan Danimarka’nın milli geliri 30 bin doların üzerindedir. Aynı zamanda toplumun refah düzeyi de çok yüksektir. Doğal kaynaklara sahip birçok ülkenin hem milli gelirinin düşük hem de refah düzeyinin çok daha gerilerde olduğunu söylenebilir. Önemli olan, sahip olunan doğal kaynakların ülke ve toplum menfaatleri doğrultusunda, en iyi şekilde değerlendirilmesidir.

Son zamanlarda bilinen maden rezerv miktarlarının piyasa fiyatları ile çarpılarak bulunan trilyonlarca dolarların hemen ekonomiye kazandırılabilecekmiş gibi sunulması doğru ve yeterli bir değerlendirme değildir. Madenlerin üretimi, yurtiçi ve yurtdışı arz-talep dengesine göre ve hazırlanan fizibilite projelerinin karlılığı oranında işletmeye alınması esastır.

Bor madeni tuzlarının sanayide geniş bir kullanım alanı vardır. Bilimsel ve teknolojik araştırmaların sonucunda daha etkin ve stratejik kullanım alanlarının da bulunabileceği belirtilmektedir.

1978 yılında çıkarılan 2172 sayılı yasa hükümleri doğrultusunda özel sektörün elinde bulunan bor madenleri kamulaştırılarak "Etibank Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Ruhsatların Etibank’a devrinden sonra arama faaliyetlerine hız verilmiş, toplam 600 milyon ton olan rezervler 2 milyar tona çıkarılmıştır. Rafine ve ara ürün eldesi doğrultusunda önemli yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Bu yatırımlar sonucu ihracatın tek elden yapılması, hem mamul madde hem de cevher ihraç fiyatının yükselmesi sonucu toplam döviz girdisinde de önemli artışlar olmuştur.

Ülkemiz bor madeni rezervlerine sahip olma açısından şanslı bir konumdadır. Dünya toplam bor madeni rezervlerinin 2/3 si ülkemizdedir.(bilinen toplam dünya rezervi 3 milyar tondur.) Türkiye’nin dünya bor pazarından aldığı pay, sahip olduğu rezerv ile doğru orantılı değildir. Dünya bor pazarı yaklaşık 1,2 milyar dolar düzeyindedir. Eti Holding bu pazarın ancak %20 sine sahiptir (250 milyon dolar). Bu durumun en önemli nedenlerinden biri de Türkiye ihracatının 2/3’ünü, ham cevher olarak ihraç etmesinden kaynaklanmaktadır. (ham cevher satışı yaklaşık 600.000 ton/yıl ve 350.000 ton rafine ihracatı) Dünya bor madeni piyasasında ham cevher olarak kullanılan ana kaynağın, Türkiye’den yapılan ihracatla karşılandığı bilinmektedir.

Türkiye’nin bor politikası genellikle ihracata yönelik olarak belirlenmiştir. Bu politika bor madeni türevlerini tüketen sanayilerin gelişmemesinin nedenlerinden biri olmuştur.

Amerika’nın kendi pazarına dünya fiyatlarının altında bor türevi verdiği ve bu sanayinin diğer teşviklerle desteklendiği bilinmektedir. Ülkemizde de kamu ve özel sektör ortaklığı ile bor ürünü tüketen sanayilerin kurulması yanında, özel sektörün de bor madeni ürünü tüketen tesisler kurmasının teşvik edilmesi ve desteklenmesinin sonucunda katma değerin ülkemizde kalması sağlanmış olacaktır.

Sonuç olarak; bor madeni kaynağımızı verimli şekilde değerlendirdiğimizi söyleyemeyiz. Türkiye, kısa vadede ham bor ve bor tuzu türevini üreterek ihraç etmeye devam etmelidir. Orta ve uzun vadede ise nihai bor ürünleri üretimi doğrultusunda yatırımlar yapmalı, teknolojik yatırım yapan özel sektör kuruluşları desteklenmelidir. Borun gelecekte kullanılabileceği alanlarla ilgili bilimsel ve teknik araştırmalara da önem vermelidir.

Ana Sayfa