KAÇKAR YAYLALARI,

    Asım KUTLUATA

    11 aylıkken ilk defa götürüldüğüm Salma Yaylası’na, liseyi bitirinceye kadar her sene kesintisiz gittim.Yaylada o günün koşullarında, yaşıma uygun olarak bütün faaliyetlerde bulundum ve de arkadaşlarımla bilebildiğimiz oyunları oynayarak çocukluğumuzu da yaşamaya çalıştık! O yıllarda, ağırlıklı olarak hayvancılığa dayanan ekonomik yapı, yerini çay tarımına bırakırken, gençlerin de gerek okumak, gerekse iş bulmak amacıyla köyden ayrılmaları sonucunda insan gücüne dayalı yayla aktivitelerinin yürütülmesi imkansız hale gelmiştir. Yaylaya araba yolunun ulaşması; geçmişin hatıralarını (nostalji) yaşamak isteyenlerle, hayvancılık yapmak isteyenler için anlamlı olacaktır. Ancak araba yolu; uzun yıllardan beri çok tartışılmasına- konuşulmasına rağmen maalesef hayata geçirilememiştir.

    Yaylamla ve de köyümle ilgili bu değerlendirmeleri yaptıktan sonra; bana birileri yaylaya gidelim mi dediğinde hayır diyemiyorum. Kardeşim Erdal da, Abi Hemşin Başköy Yayla’ya (Kılınçğaç)gidelim mi? Dediğinde bu öneriyi hemen kabul ettim ve 16 Ağustos 2014 Cumartesi sabahı yola çıktık. Ardeşen’de Adnan Mafratoğlu’nun marketine bir şeyler almak için uğradık. Ve Fırtına deresinden yukarı doğru yola koyulduk. Yaklaşık 25 km sonra Çamlıhemşin’e vardık. Fırtına Deresi; Kaçkar ve Verçenik vadilerinden gelen Elevit Deresi ve Palovit Deresinin birleşimi olan ana dereye Hala Deresinin (Ayder Deresi) katılması ile Pazar, Ardeşen sınırından doğuşundan yaklaşık 70 km sonra Karadeniz’e dökülmektedir.

   Çamlıhemşin’in eski adı Vicealti dır. 1953 yılında Ardeşen ilçe olunca Vicealtı, Çamlıca adı ile bu ilçeye bağlandı. 1954’de bucak binası yapıldı. 1955’de belediye kuruldu. İlk Belediye Başkanı, Mayıs 2013’de kaybettiğimiz değerli meslektaşım Celal Kurtuluş Ağabeyin Babası Osman Kurtuluştur. Osman Amca bu görevi( oğlu değerli Adnan ağabeyden öğrendiğime göre ) 1973 yılına kadar yürütmüş. .

   Çamlıhemşin, nüfus olarak 10 binin altında olmasına rağmen coğrafi koşullara bağlı olarak yaşam şartlarının zorluğu, yöre insanına mücadeleci bir yapı kazandırken aynı zamanda da göçe zorlamıştır. Sonuç olarak, ülkemizin çalışma ve siyasi hayatında, bilim, eğitim ve öğretiminde, etkili olan bir çok değerli insanın yetişmesini beraberinde getirmiştir.

   Evet, Çamlıhemşin’i geçtikten 8 km sonra Çinçiva köyüne (Şenyuva) ulaştık. Değerli meslektaşım Enver Karaçam’ın doğduğu, Hayri Amca ve Sündüz Teyzenin yaşadığı bu güzel köye selam verip yola devam ettik. Ülkü Köyü (Mollaveis, Zil Kale, Şenköy ( Amokta), Meydan Köy, Çat köyünde Cancik tesisleri, Kale Köyü, Sıra Köy, Orta Yayla köyü, Ortaklar Köylerini geçtikten sonra, oldukça bozuk bir yol güzergahını takip ederek sahilden 62 km sonra Baş Yayla’ya vardık. yol Çad kavşağından sonra stabilize ve dar, Yaşar Kantar’ın arabası “su kaynatmış” yardım etmeye çalıştık.

>

   Çinçiva Köyü (Şenyuva)

   Zil Kale 13. yüzyılda inşa edilmiş (Çamlıhemşin'e 12 km güneyinde, denizden 750 m yükseklikte)

   Yeşim Cancik tesisinde

   Bozuk yolda araba su kaynatınca Yaşar Kantar su taşıyor.

   Süt makinası

   Başyayla’da 5-6 hane yaşıyor. Recep İpsuz ve kardeşi Kemal’in hem inekleri hem de malı (keçi) var. Evler taş duvarlardan yapılmış üstü saç ile örtülmüş, düzen, bizim çocukluğumuzdaki yayla hayatına çok benzemekte.

   Süt makinası elektrikle çalışıyor. Sütün kaymağını ayırıyor. Kaymaktan tereyağı, diğer sütten de peynir (imansız peynir) yapılıyor. Bu yıl yapılan ahşap evin üzerine, güneş enerjisi paneli konulmuş. Akşam 4-5 saat sistemi çalıştırıyor.


   Recep İPSUZ

   Ailenin Reisi Recep İpsuz,

   Ortaklar köyünden Pazar’ın Bogina (Tektaş) köyüne yerleşmişler. Kışı Pazar – Çayeli arasındaki sahil yörelerinde geçiren mal, baharla yaylalara doğru hareket ederek nihai nokta olarak bu yaylaya ulaşmaktadır. Eylül ayı ile tekrar sahile doğru ters hareket başlar. Recep; anası Zemine, eşi Munadiye, kızları Ayşe, Neşe ve Fadime, oğulları Hızır, Seçkin ve Fikret ile birlikte yayladaki işleri yürütüyorlar.


   Ayşe keçi sağmada oldukça iyi!

   Yaylada Yaşam;

   Akşam ve sabah oldukça kalabalık keçilerin sağılması önemli bir iş. Keçiler “per” dediğimiz yaklaşık 1-1,5 m yüksekliğinde açı şeklinde yapılmış duvarlarla çevrili alanlarda sağılır. Yaklaşık iki kişi bir saate yakın bir sürede bu işi gerçekleştiriyor. Sağım işinde en önemli iş, parmakların bu işleme alışmasıdır ( Bende çocukluğumda mal sağardım.) Kızımız Ayşe’de bu işi gayet güzel yapmaktadır. Kardeşim Erdal da görüldüğü gibi becerebiliyor. Ama ben denemedim!!

   Ağustos ayının sonlarına doğru kılları uzamış keçilerin (bu yılki oğlaklar hariç) kırkılması gerekir. Her keçi ayrı ayrı tutularak (“kırklık” dediğimiz) büyük makaslarla kırkılır. Geçmişte kıllar satılırdı. Ancak günümüzde atılıyor

   Sabahın erken saatlerinde ineklerin ve keçilerin sağılması, hayvanların otlağa sürülmesi, sağılan sütün makineden geçirilerek kaymağının ayrılması, kaymağı ayrılan sütten peynir yapılması oldukça zor bir iş.


   Erdal'da fena değil

   Yeşim yaylada

   Asım kırkma işleminde ancak keçileri tutabiliyor!

   Yeşim ve Ayşe

   asuman ve Yeşim çay toplarken çok yoruldu!

   Akşam yemeğinde muhlama, haviz (kaymak ve mısır ununun karıştırılması ve pişirilmesi), süt yoğurt ve fasulye yemeği, su gerçekten çok güzel, buzdolabına koymaya filan hiç gerek yok. Sabah kahvaltısı tereyağı, peynir, kaymak, bal başta olmak üzere keçi sütü ve çaydan oluştu.

   Yaylalarda çeşitli otların çiçeklerin, karın kalkışına bağlı olarak büyümesi ortaya çıkması, nerede ise yazın her ayında yeşilliğe ve çiçeklerin var olmasına neden olmaktadır. Bu çiçeklerin bir çoğunun insan sağlığına faydası olduğu söylenmekte. “yayla çayı” dediğimiz güzel kokulu, çocukluğumdan beri zevkle içtiğim çay toplamaya yaklaşık 1,5 saatimizi ayırdık. Asuman, önce karıştırdı ama sonradan” yayla çayını” diğer çiçeklerden ayırt etmeyi başardı.


   Tekrar göüşmek dileğiyle

   Ayrılık Vakti,

   Yaklaşık 24 saat kaldığımız Yaylada geçmişi yad ettim. Asuman’la Yeşim’de ilk defa yayla havasını yaşadılar. Kısa sürede adaptasyon sağlandı. Recep İpsuz, anası, eşi ve çocuklarının hepsine, bizlere gösterdikleri candan ilgi ve alakaya, ayrıca kardeşim Erdal ve eşi Saniye’ye de buraları görmemize vesile oldukları için çok teşekkür ederiz. Kültürümüzün çok farklı olmaması nedeni ile sohbet konularında da kolayca anlaştık. Güzel günlerde tekrar görüşme dileği ile……


   Gelinim Saniye Zemine teyze ile

   Mert bana çocukluğumu hatırlattı

   Yeşim yaylaya çabuk adapte oldu

   

Ana Sayfa