Sagalassos Antoninler Çeşmesi
                                     

    Ormancılar Derneği’nin Batı Toroslara Düzenlediği Gezi,

    Asım KUTLUATA

    28 Nisan’da, değerli arkadaşım / komşum Orman Mühendisi Selim Kaplan’ın Ormancılar Deneği adına düzenlediği tur ile dostlarımızla birlikte Burdur’a harekert ettik. İlk uğrak yerimiz; SAGALASSOS Antik Kenti oldu. Antik Dönemde (MÖ 1200- MS 1450) Burdur’a 35 km uzaklıktaki Ağlasun ilçesinin kuzeydoğusunda (7km) Akdağ Dağının yamacında (1450-1600 metre) yer almaktadır.

   İlk yaşam izleri, MÖ 1000’li yıllara dayandığı Frigler, Lidyalılıar, persler, Romalılıar ve Selçuklular gibi medeniyetler, Pisidiya ismi ile adlandırılan Göller yöresinnde bir çok kentte hüküm sürmüşlerdir.

   1700 lerin başlarında ilk kazı çalışmaları Fransız Pau Lucas tarafından başlatılmış ve 1800 lerin sonlarında Polonyalı Kont Lanckoranski yönetimindeki ekip kentin haritasını çıkararak ilk kapsamlı çalışmayı gerçekleştirmiştir. Yaklaşık 100 yıllık uzun bir sesizlikten sonra,1990 larda K.Leuve üniversitesinin desteği ile tekrar kazılara başlanmış ve halen devam etmektedir. Antik Kentten çıkarılan eserler Burdur Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

   Sagalassos Anit Kentinde en önemli eserler, MÖ 30 ile MS 395 yılları arasında hüküm süren Roma İmparatorluğu döneminde gerçekleştirilmiştir.

   Antik Kentle ilgili değerli bilgi ve görüşleri ile bizlere yardımcı olan Arkeolog Dr.Düzgün Tarkan’a teşekkür ederiz.


   Sagalassos

   Dr Tarkan, antik kentlerin dağ yamaçlarına kurulmasının birinci nedeninin güvenlik olduğunu belirtmiştir. Böylece antik kentin arka tarafının dağ yamacında olması saldırıya uğrama riskini azaltmakla birlikte ovanın, vadinin ve yakın tepelerin gözetim ve kontrolünü kolaylaştırmaktadır. Ayrıca transit yol üzerinde olması yanı ticaretin kolaylığı, seramik toprağı ve maden kaynaklarının kolayca temin edilebilmesi, su kaynaklarının olması (bu Kentin diğer ismi Çeşmeler Kentidir. Günümüzde bu çeşmelerden hala su akmaktadır.) yerleşim için en önemli etkenler şeklinde sıralanır. Halk Meclisi ve Kent Meclisini toplanma alanları mevcuttur.

   Büyük İskender’den sonra Roma İmparatorluğu Doğu Batı olarak ikiye bölünmüş ve Sagalassos Doğu Roma İmparatorluğu ( Bizans) sınırları içerisinde kalmıştır. Arap akımları, veba salgını (MÖ 540) ve deprem yaşamı olumsuz etkilemiş şehir de zamanla ovaya kaymaya başlamıştır.

   Bu dönemde her kent devlet ya da eyalet gibidir. Roma imparatorluğu vergi toplayarak emperyal bir anlayışla hükümranlığını sürdürmüştür.

   Şehrin giriş kısmında, Hamam, Pazar yeri, Agora ve yalaşık 7-8 bin kişilik bir tiyatro bulunmaktadır. Kentin nüfusunun bu rakmımın 10 katı olduğu (70—80 bin ) kabul edilmektedir.


   Salda Gölünde çamur banyoso

    Salda Gölü

   29 Nisan sabahı Burdur’un Yeşilova ilçesine 4 km mesafade, 1140 metre yükseklikte, 44 kilometrekarelik alanda ve 185 metre derinliği ile ülkemizin 3. derin Gölü olan Salda Gölü’ne ulaştık. Farklı iki tondaki mavi rengi , “cilde iyi geldiği” bilinen ve özellikle kadınların yüzlerine maske yaptıkları mağnezyum, soda ve kil ihtive eden oluşumu ile, Göller Yöresindeki (Türkiye’nin Maldivleri olarak da adlandırılmakta) bu doğa güzelliği topoğrafya, görülmeye değer. Çok soğuk olduğundan suya giremdik ama,” ova , dağ ve göl “güzelliklerini yaşadıktan sonra ayrılarak Kibyra Antik kentine hareket ettik.


   Kibyra Antik Kenti

    Kibyra Antik Kenti

   Burdur’un Gölhisar İlçesi’nin batı yamacındaki hakim tepe üzerinde yer almaktadır. Kahraman savaşçıların ve hızlı atların şehridir.

   Gölhisar İlçesinde bize katılan, Burdur Müze Müdürlüğünde bekçi olarak çalışmaya başlayan ve bu alanda kendini yetiştiren, işini özveri ile ve severek yapan İsa Eryurt, Kibyra antık kentini her yönüyle bizlere tanıttı.

   Rehberimiz Eryurt, antik dönemde 75 bin dönümlük Gölhisar Havzasının 50 bin dönümlük kısmının göl olduğunu, MÖ 336’da Romalların kenti imar ettiğini, kazı işlerinin 2006 yılında başlamiş ve halen devam ettiğini, kentte dericilik ve madenciliğin etkili olduğunu, yaklaşık 170 bin insanın yaşadığını, Roma İmparatorluğunda hamama çok önem veridiğini ve MÖ 5. Yüzyılda 500 metrekare alttan ısıtmalı büyük ve lüks hamamlar olduğunu belirtti.


   Rehberimiz İsa Eryurt

   Eryurt rehberliğinde Kibyra Antik Kentini gezmeye devam ettik. Tüm manzaraya hakim konumda olan tiyatroyu gezdik. Bir kentte tiyatro varsa en az 30 bin kişinin yaşdığını, tiyatronun halk arasında iletişimin sağlanmasında, askeri ve yapılacak işlerle ilgili bilgi aktarıldığı çok amaçlı kamu yapıları olduğunu, Tiyatroda ilk iki basamağın engellilere (saçı ve bir kolu olmayan) ayrıldğını, nedeninin de tek kolu olanın alkışlayabilmesi için saçı olmayanın kafasına vurarak alkışladığını!! Bizlere aktardı.

   Ayrca kentte kanalizasyon sistemini, para biriminin Talat olduğunu ve eseğin takip ettiği yolun antik kentin güzergahının belirlenmesinde çok etkili olduğunu, stadyumda her gün eğitim, at koşuları, mızrak yarışları ve gladyatör gösterileri yapılmakta olduğunu aktardı

   Rehberimiz Eryurt, antik dönemde 75 bin dönümlük Gölhisar Havzasının 50 bin dönümlük kısmının göl olduğunu, MÖ 336’da Romalların kenti imar ettiğini, kazı işlerinin 2006 yılında başlamiş ve halen devam ettiğini, kentte dericilik ve madenciliğin etkili olduğunu, yaklaşık 170 bin insanın yaşadığını, Roma İmparatorluğunda hamama çok önem veridiğini ve MÖ 5. Yüzyılda 500 metrekare alttan ısıtmalı büyük ve lüks hamamlar olduğunu belirtti.

   Daha sonra gezdiğimiz meclis binası, içindeki medusa başı ve önündeki büyük mozaik alanı ile görülmeye değer yerlerdi.

   Kibyra antik kenti ile ilgili ilginç bilgileri bize anlatan İsa Eryurt’a çok teşekür ettikten sonra , Gölhisar’de yediğimiz pide ve içtiğimiz kahvenin güzelliğinden bahasetmeden olmaz. Bu güzel eski ve yeni yerleşim yerinden ayrılarak, Elmalı’ya doğru hareket ettik.


   

    Tarihi Yerleşim Yeri Elmalı Sedir Ağaçları, Ormanlar ve Avlan Gölü,

   Elmalı; Antalya’ya 110 km uzaklıkta, 1150 metre yükseklikte, 1595 metrekare alanı ile Batı Torosların tarihi yerleşim yeridir. İlk yerleşim MÖ 2000 - 3000 yıllarnda başladığı tahmin edilmektedir. Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait bir çok tarihi eseri görmek mümkündür. Tarihi Safranbolu mimarisine benzeyen evleri dahil, mağaralar yönü ile de zengin ve ilginç özelliklere sahiptir.

   14. Yüzyılda yaşamış Anadolu erenlerinden biri olan Abdal Musa, ayn zamanda ozan ve düşünür ve Hacı Baktaş-i Velinin amcasının torunudur. Hem Horosan erenleri arasında yer alan hem de Osmanlı ordusunda saygı duyulaniyi bir asker olmuştur. Türbesi Elmalı’nın Tekke Köyündedir. Aleviler tarafndan kutsal sayılmakta ve şenlikler yaplmaktadır.

   Antalya Orman Bölge Müdürlüğnde çalışan değerli dostlarımız Orman Mühendisleri, Rumi Sabuncu ve Süleyman Çakar’a bizlerle paylaştıkları değerli bilgi, görüş ve değerlendirmeri için öncelikle teşekkürlerimi belirtmek isterim.

   29.5 2018 akşamı Elmalı’ya geldik. Bölgede oldukça yüksek ve farklı kültürlerin varlığını işaret eden Müzeyi gezdik. Tarihi ve bir çok eserin yer aldığı müze görülmeye değer. Sabah Orman İşletme Müdürlğüne giderek yöneticilerle tanıştık ve Orman Mühendisi Süleyman Çakar’ın hazırladığı sedir ağaçları ile ilgili sunumu izledik. “ağaç deyip geçmeyelim”, katran ve reçine yapımından, kereste olarak kullanmına kadar bir çok özellikleri olduğunu öğrendik.


   Avlan Gölü

    Avlan Gölü,

   Avlan Gölü Elmalı ilçesine yalaşık 10 km uzaklıkta karstik bir göldür. Gölün denizden yüksekliği 1030 metre, doğal halinde 850 hektar ve bulunduğu alan kalkerli bir yapıdır. Avlan Gölünün suyu bahar aylarında ve bazı yıllarda çekildiğinde ortaya çıkan tarıma uygun araziyi Osmanlı tapusu olan Subaşı ve Baysarı aileleri kendilerine ait olduğunu iddia ederek sahiplenmek istemişler. Buna karşı çıkan köylülerin mücadelesine başta Deniz Gezmiş olmak üzere 68 kuşağının devrimci örgütleri destek vermek üzere Elmalıya gelmiş. (ODTU den 500 öğrencinin geldiği söylenmektedir). Vali ve kaymakam ağalarn yanında yer almışlar.

   1965 ‘te ODTU Sosyalist Fikir Kulübünün kurucularından olan Ercan Enç şöyle anlatmaktadır. Elmalı’dan Jandarmalar geldi bizi köylerden alarak aserlik yoklaması gerekçesiye şubeye götürdüler” Bir komutan, çocuklar burada havalar erken soğur sizin için iyi olmaz otobüse binin Elmalı’yı terk edin” dedi. Deniz Gezmiş’le Elmalı’da karşılaştık. O dönem Seçkin İnceefe (Seçkin Abi Maden Mühendisleri Odasının çalışmalarna aktif olarak katılan ve 1984 -1986 yılları araında Başkanlık yapmıştır. 1987 yılında kaybettik, saygı ve özlemle anıyorum) Hayri Eroğlu ve başka bir arkadaşla Elmalı Askerlik Şubesi önünde çekilmiş fotoğtafımız var dedi.

   Avlan Gölü ile ilgili jeolog Dr.Hans Stra’in 1951 ylındadaki raporuna dayanarak 1970 yılında kurutulmaya karar verilmiş, 1974 ylında göl alanının devlet arazii olduğuna karar verilmiş ve 1975-80 yılları arasnda kanal açılarak sular Başgöz Çayına aktarlmış ve göl kurutulmuştur. Gölün kurutulması ekosistem üzerinde olumsuz etkileri olmuş, kurutulan göl alanında tarla alan vatandaşlarda dahil , Elmalı ilçesi köylülerinin topladığı imzalar sonunda gölün yeniden canlandrılması kararı alınmıştır. 2000 yılında göl kapakları kapatılarak su tutulmaya başlanmış, göl kurutulduğunda yaplan karayolu su içinde kalmş ve kıydan yeni yol yaplmıştır. Ancak göl orijinal özelliklerine kavuşamamıştır.


 

    Sedir Ormanlarna Hareket

   Yaklaşık 40 dakikalık yolculuktan sonra devlet tarafından yetiştirilmiş, korunmuş sedir ormanlarına ulaştık. Arabadan indikten sonra 3 km yürüyerek 850 yaşındaki sedir ağacının yanında fotoğraf çektirdik ve 1000 yaşındaki diğer sedir ve ardıç ağaçları ile tanışma olanağı bulduk. 3070 metre yüksekliğindeki Kızlarsivrisi Tepesininin Eteklerindeki bu doğa harikası topoğrafyanın gerçeken güzel ve görülmeye değer olduğunu belirtmek isterim.

   Bu güzel dağ ve ormanlarla vedalaştıktan sonra güzel bir vadiden geçerek, Finike üzerinden Kemer / Çıralı’ya ulaştık.


 

    Çıralı, tek katlı bahçeli yerleşim evleri ile doğal güzelliği bozulmamış küçük bir yerleşim yeri.

   Burada devamlı yanan bir ateş olduğunu söylediler, biz de gidelim görelim dedik ve gece saat 21,30 da Yanartaş’a gitmeye karar verdik. Çıralı Dere Vadisinin güney yamacında deniz seviyesinden yaklaşık 150 metre yükseklikte en az 8-10 lokalde devamlı yanan ve çıkmak için tahmini 800 metre patika yoldan tırmandıktan sonra gerçekten çok ilginç bulduğum Yanartaş’a ulaştık. (El feneri ve ay ışığı yürüme için yeterli olabileceğini belirtme isterim). İnanılmaz bir şekilde dağların arasındaki oyuklardan alevler çıktığını gördük.

   Yanartaş, Khimera ismini mitolojik ateş saçan yaratık olan Chimera’dan almış. Mitolojideki ünlü Balterophones Efsanesinin burada geçtiği varsayılır. Somut olan ise devamlı yanan ve söndürseniz de 10-15 dakika sonra kendilğinden yanan ateşin görüntüsüdür.Yaplan araştırmalara göre gazın, zararsız olduğu belirtilmiştir.Türkiye’ye Likya konusunda araştırma yapmak için gelen Areolog Felix von Loschan’ın ateşin yanına yaklaşıldığında hafif bir petrol kokusu almış olduğunu belirtmiş. 1967 yılında yaplan analizler düşük oranda metan içerdiğini ortaya koymuş. Yalaşık 1 saat kaldığımız alanda mangal yapanlar, şarkı söyleyenler, sucuk kızartanlar ve devamlı gelen giden insalar görmek mümkün.

   Yanartaş, Khimera ismini mitolojik ateş saçan yaratık olan Chimera’dan almış. Mitolojideki ünlü Balterophones Efsanesinin burada geçtiği varsayılır. Somut olan ise devamlı yanan ve söndürseniz de 10-15 dakika sonra kendilğinden yanan ateşin görüntüsüdür.Yaplan araştırmalara göre gazın, zararsız olduğu belirtilmiştir.Türkiye’ye Likya konusunda araştırma yapmak için gelen Areolog Felix von Loschan’ın ateşin yanına yaklaşıldığında hafif bir petrol kokusu almış olduğunu belirtmiş. 1967 yılında yaplan analizler düşük oranda metan içerdiğini ortaya koymuş. Yalaşık 1 saat kaldığımız alanda mangal yapanlar, şarkı söyleyenler, sucuk kızartanlar ve devamlı gelen giden insalar görmek mümkün.

   Bilimsel olarak araştımak iyi mı olur, yoksa efsana bu şekilde devam mı etsin.

   Evet Gezi Bitti Ankara’ya Dönüş Vakti,

   4 günlük zaman dliminde yeni yerler gördük, çok şey öğrendik. Yeni arkadaşlarla tanışma olanağı bulduk. Geziyi düzenleyen dostum/ kardeşim Selim Kaplan’a ve bizlerle değerli bilgilerini paylaşan , esprili, güler yüzlü dostum Rumi’ye ve Gezi sürecinde tanıştığım Orman Muhendisi Süleyman Çakar’a bizleri bir çok konuda aydınlattığı için çok teşekkür ederim. Kısa zaman diliminde geziye katılan arkadaşlarla, samimi ve candan dostluklarn temelini attığımıza inanıyorum. Yine görşüme ve birlikte olma dileği ve umudu ile…

Ana Sayfa