ASIL DAYAĞIN ÇEŞİDİNİ BU SABAH YEDİM!

    Asım KUTLUATA

    Tam hatırlamıyorum ama 8-9 yaşlarında idim. Aşağıki Salma’da Dedem (Ziya Kutluata) Babaannem (ebem Fadime) ve ben yayladaki işleri yürütmeye çalışıyorduk. Ben çocuk denecek yaşta olmama rağmen aktif olarak çalışmanın içerisinde olmam gerekiyordu. Bu durum sadece benim için değil genelde ayna yaştaki bütün çocuklar için geçerli idi.

    Bizim o yıllarda yaklaşık 150 tane keçimiz (mal) ve 10 civarında da ineğimiz vardı. Bu 150 keçinin yaklaşık 100 tanesinden süt alıyorduk. Malın sağılması “per” dediğimiz açı şeklinde düz duvarla yan tarafları çevrili ve dar bir ağızdan keçilerin geçtiği alanda dedem tarafından yapılırdı. Keçilerin kaçmaması ve “per” ağzından geçişinin sağlanması genelde biz çocukların görevleri arasında idi. Dedem tarafından sağılanj 100 keçinin yaklaşık 1 tenekeden fazla sütü olurdu. “Per” ile evimiz arasındaki mesafe ise yaklaşık 20 m civarında ve yol hafif meyilli olduğu için sütün taşınmasına benim de yardım etmem gerekiyordu. Kazanın sapının bir kenarından da ben tutuyor ve sütü dedemle beraber eve getiriyorduk. Dedemle sütü eve taşırken, aklımdan, “ben bu sapı tutmaktan vaz geçsem ne olur acaba diye düşündüm.” Ve biraz sonra da düşüncemi uygulamaya geçirdim. Bu hareketim dedemin beklemediği bir durum olduğundan doğal olarak sütün büyük bir kısmı döküldü. Dedem de o kızgınlıkla, neden böyle yaptın diye bana bir tokat vurdu. Ben de kızarak evden uzaklaştım. Sağda solda bir müddet dolaştıktan sonra köyden yeni gelmiş ve evini yapmaya çalışan Rıfat oğlu Mustafa Öztürk ve İlyasoğlu Ali Kutluata’nın yanlarına gittim. Bana günlerimin nasıl geçtiğini Dedemle aramın nasıl olduğu gibi bir çocuğa sorulabilecek sorular sordular. Dedemden yediğim tokatın etkisinde, gereken yanıtları herhalde verdim ve Mustafa Amca deden seni hiç son zamanlarda dövdü mü? Deyince tam da damarıma basmış oldu. Birazda kızgın bir üslupla “Asıl Dayağın Çeşidini Bu Sabah Yedim” dedim. Benim bu cevabım çok hoşlarına gitmiş olacak ki bir çok kişiye anlatmışlar ve günümüzde de bu söz hala yeri geldiğinde söylenmeye devam etmektedir.

   Yazıda ismi geçenlerin hiç biri bugün yaşamamaktadırlar. Kendilerini saygı, sevgi, özlem ve rahmetle anıyorum. (Temmuz 2009)

Ana Sayfa