Asım Kutluata

    Kaçkar Dağları’nın yaklaşık 3.500 metre yükseliğindeki doruklarından doğan ve 30-40 km sonra Karadeniz’e dökülen akarsulara coğrafi terim olarak “ırmak” denmesi gerekirken yöremizde “dere”, dereye karışan küçük sulara da ırmak denilmektedir. (Çağlayan Deresi, Arılı Deresi, Fırtına Deresi, İkiz Dere gibi)

    Doğu Karadenizdeki akarsu yataklarının eğiminin fazla olması nedeniyle hızları da yüksektir. Bu akarsular; çeşitli derinlikte ve büyüklükte göllerin yanı sıra birçok şelaleden (çeğçeğan) düşerek köpüklü ve beyaz akar. Karların erime zamanında (Nisan-Mayıs) su en fazladır. Ayrıca yağmurun çok yağdığı sonbaharda da zaman zaman üzerinde var olan köprüleri sökerek ve çevreye zarar verdikleri de çok görülmüştür. Getirdikleri alüvyonlarla deniz kıyısında deltaların oluştuğu, ilçelerin genellikle bu araziler üzerinde kurulduğu görülmektedir.

    Kırmızı benekli alabalık soğuk ve temiz sularda yetişir. Bizim deremiz olan Arılı Deresi’nde alabalık, sahilden 25km uzaklıkta yaklaşık 3.000 metre yükseklikteki Çapuklu Yaylasındada görünmektedir. Ayrıca Deniz Alanı ismi verilen balık, sahilden 15-20 km içlere girerek yumurtalarını bırakır.

    Yaylacılar Köyü, Arılı Deresi’ndeki son köydür. Sahilden yaklaşık 15km içeride ve 300metre yüksekliktedir. Yerleşim olarak, dar bir vadinin(yüzümüzü kuzeye dönersek) sağ yamacında kurulmuştur. Yaklaşık 6km’lik mesafede derenin her iki yamacı fındıklık, çaylık, bağ ve bahçeliktir. En önemli gelir kaynağı çaydır ve az miktarda da fındık üretilmektedir. Derenin karşı tarafına, üzerinde kurulan ağaç ya da beton köprüler vasıtasıyla geçilir. Yani dere bizim insanımızın günlük yaşamında çok önemli yer tutmaktadır. Derelerle ilgili türküler söylenmiş yaşamı olumlu ya da olumsuz etkilemesi üzerine ağıtlar yakılmıştır(İn dereye dereye, at yukarı taşları-geçti sevdaluğumuz al cebimden saçları, Ağustos 16 Cumartesi kurusun bu Yaylacılar Deresi-Yavrumun yüzmeye vardır hevesi, Gülalim Gülalim Ahğ oğul oğul) gibi. Gürül gürül akan derenin sesi, alıştığımız ve kabullendiğimiz bir müzik gibidir. Suyun artması sonucu üzerindeki köprüleri götürmesi hayvanların köprüden geçişinde dereye düşmeleri gibi birçok olay ve unutulmaz anılar yaşamıştır insanlarımız.

    Küçük, büyük derinliği 2 metreden başlayan 4-5 metreyi bulan göller özellikle yaz aylarında herkesin yüzdüğü tertermiz sulardır.

    Çocukluğumda hatırladığım, bizden büyüklerin, işten geldikten sonra birisinin çaldığı bir ıslık, gençlerin Dagulaların köprünün altına yada Goloskur köprüsünün altındaki göllere koştukları, saatlerce yüzdükleri, küçüklerin de kendi çaplarında bu olaylara dahil olmaya calıştıklarını hiç unutamam. Tabi bu göllerde yüzerken boğulanlarda olmuştur. Babam 8-9 yaşında iken Gülali Kutluata 15 yaşında, Amirastaki Ceviz Dibi’ne geçilen yerdeki gölde boğulmuştur. Bunları dile getirmemin nedeni köyümüzde dere iyi kötü asırlardır yaşamamızın bir parçası olduğunu vurgulamaktadır. 550 metre yükseklikten belli bir eğimle suyun %90’nın galeriye ya da kanala alınarak Goloskur Deresi ile birleştiği yer de Hidro Elektrik Santrali’nin (HES) kurulması yukarıda anlattıklarımın büyük bir bölümünü ortadan kaldırır. Verilen az miktardaki su, yaz aylarında buharlaşınca kurbağa sesleri duyulmaya, hoş olmayan kokular alınmaya başlanması kaçınılmaz olur herhalde.

    Dereler “insan vücudundaki atar damarlara” ırmakları da “kılcal damarlara” benzetebiliriz. Yani bu sular, aktıkları yere, yöreye hayat vermektedir. Kesintiye uğratılmaları büyük oranda bu özelliklerini ortadan kaldırır.

    Bizim köyümüzde organik tarım yapılmaktadır. Çamsu’da organik bal üretilmekte yani bozulmamış bir doğa ve orijinal güzellikler mevcuttur. Tüm Karadenizde bu ve benzeri sulardan yaklaşık 1500 mw gücünde santraller kurulabileceği söylenmektedir. Türkiye’nin 42.000 mw kurulu gücünün yanında çok cüzi bir miktardır. Bu miktar enerji değişik enerji kaynaklarından rahatlıkla elde edilebilir. Galeri ve kanal açılması ve bunlara ulaşmak için yapılacak olan yaklaşım yollarından çıkacak hafriyatın eğimi oldukça fazla olan bu vadide meydana getireceği olumsuzluklar, zaten tarıma uygun arazinin az olduğu yöremizde birçok tahribata neden olacaktır. Yöredeki HES’lerin insan yaşamı ve doğal denge üzerindeki yaratacağı olumsuzluklar, elde edilecek elektrik enerjisinden sağlanacak faydadan fazla olacaktır. Yörenin orjinalliği ve oluşmuş olan doğal dengenin bozulmaması için Devlet tarafından verilmiş lisansların yeniden gözden geçirilmesi ve iptal edilmesinin en doğru yol olacağı görüşündeyim.

Ana Sayfa