TÜRKİYE’NİN MADEN İHRACATI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ,

    Asım KUTLUATA

    Türkiye Madenciler Derneğinin Periyodik Dergisi “Sektörden Haberler” oldukça iyi hazırlanan, sektörümüzle ilgili sorunları dile getiren, içerik olarak da iyi bulduğum bir yayındır. Başta, Derneğin Başkanı değerli meslektaşım ve arkadaşım Mustafa SÖNMEZ olmak üzere emeği geçenleri kutlamak isterim.

    Derginin Mart sayısında; Ülkemizin maden ihracatı ele alınmış “2013 yılında maden ihracatı, 2012 yılının aynı dönemine göre miktarda % 9,18, değerde ise % 20,67 artışla, 20,4 milyon ton ve 5,04 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Meydana gelen bu artışın en önemli sebebi Çin’in hızlı ekonomik gelişimi nedeniyle hammadde talebinin artarak devam etmesidir.” Denilmektedir.

    Türkiye, 5,04 milyar dolar maden ihracatının; % 35,69’u Çin’e, % 17,51’i ABD’ye, % 14,47’si Irak’a, ve sırayla Belçika, İtalya, Suudi Arabistan, Rusya Federasyonu, Bulgaristan, Hindistan ve Hollanda olmak üzere toplam ihracatının % 98’ini bu ülkelere gerçekleştirilmiştir.

   İhraç edilen cevher ürünlerinde ağırlık, işlenmemiş mermer ve konsantre edilmiş metaliklerdedir. Çin’e ihraç edilen toplam 2,5 milyar doların, 979 milyon doları, doğal taş blok ihracatındandır. İhrcatımızın 1.12 milyar doları, ham mermer ve travarten (kabaca yontulmuş blok mal grubu) birinci sırada büyük payı alırken, işlenmiş mermer 761.5 milyon dolarla ikinci sıradadır. İşlenmiş ve blok doğal taş ihracat toplamı 1.8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

   Konsantre ürün olarak bakır cevherleri 508 milyon dolarla üçüncü, krom cevherleri 450 milyon dolarla dördüncü, işlenmiş traverten 261 milyon dolarla beşinci ve çinko cevherleri de 202 milyon dolarla altıncı sırada yer almaktadır.

   Bu tablo; ağırlıklı olarak madenlerimizin, az miktarda mermer ve traverteni işleyerek, metalleri de konsantre ederek ihraç ettiğimiz gerçeğini göstermektedir. Osmanlı dönemi dahil olmak üzere bu “ihraç kalemlerinde” çok fazla bir değişiklik olduğunu maalesef söyleyemeyiz.

   Maden ihracatımızda en fazla dikkatimi çeken, düşündüren; Bulgaristan’a, 2012 yılına göre değerde % 171,58 artışla, 99,5 milyon dolar olan bakır konsantresi ihracatıdır.

   Dergide; “Bunun sebebi bakır cevheri ihracatından kaynaklanmaktadır, bakır izabe tesisleri (konsantre; % 20 – 25 bakırı, % 99 bakıra çıkarma) bulunan Bulgaristan’ın bakır talebinin artması neticesiyle, Türk ihracatçılar daha önce Hindistan’a ve İsveç’e yaptıkları bakır konsantre ihracatının büyük kesimini Bulgaristan’a yapılmasıdır” denilmektedir. Ülkemizde, bakır konsantrelerini bilister bakıra dönüştürecek yeterli tesislerin hala kurulmadığı / kurulamadığı!, kurulması doğrutsunda da gerekli çalışmaların ve hukuki düzenlemelerin yapılmadığı gerçeğidir.

   Türkiye; 5 milyar dolar değerinde, hammadde ve konsantre cevheri ihraç eden ve başta % 60’ ı taş kömürü ve demir cevheri olmak üzere 5,5 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren bir ülkedir. Zonguldak Taş kömürü Havzası’nda 1,3 milyar (Görünür + muhtemel + Mümkün) ton kömür rezervinin 512 milyon tonu görünür rezerv olduğu, ancak yıllardır konuşulmasına, tartışılmasına reğmen üretimin artırılması yönünde hiçbir ciddi adımın atılmadığını söyleyebiliriz. Türkiye Taş Kömürü (TTK) tarafından yılda yaklaşık 1,5 milyon ton taş kömürü üretilmektedir. Bu üretimin 430 bin tonu yılda yaklaşık 6 milyon ton koklaşabilir kömüre ihtiyacı olan demir çelik sektörüne satılmaktadır

   Madenlerimizin üretim politikalarında; ülke sanayiinin ana girdisi prensibi benimsenmelidir. İmalat sektörü ve sanayileşme politikalarında ciddi bir anlayış değişikliğine gidilmediği sürece bu “ithalat- ihracat” rakamları çok fazla değişmeyecek, konjonktürel gelişmelere bağlı olarak, % 5 - % 10 luk artışlarla devam edecektir. Dünya toplam ihracat rakamları yılda ortalama % 15 – 20 oranında artmakadır. Ancak bu oranın üzerinde bir ihracat rakamını gerçekleştirdiğimizde gelişmiş ülkeler seviyesini yakalayabilriz.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun 1800’lerden itibaren gerçekleştirmeye çalıştığı sanayileşme çabaları, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki girişimlerin, sonraki dönemlerde geri plana atılması, ülkemizin, günümüzde az gelişmiş ülke kategorisinde ( 2013 yılı, 167 milyar $ dolar ihracat) yer almasına neden olmuştur. 2023 yılı hedefi Ülkemizin toplam ihracatının ”500 milyar dolar“ olarak gerçekleşeceği yetkililer tarafından söylenmektedir. Böyle bir rakama, ancak ”katma değeri” yüksek ürünlerin üretimesine yönelik sanayileşme hedefleri ve bu hedeflere ullaşabilmek için başta eğitim olmak üzere top yekün bir anlayış değişikliği ile mümkün olabilecektir.

   1960’larda Güney Kore’nin milli geliri, Türkiye’nin milli gelirinin yarısı kadardır. Bugün ise Türkiye’nin 2 katı milli gelire sahiptir. Güney Kore 1960- 1970 yılları arası imitasyon (taklit), 1980’lerde transformasyon (biçim değişimi, yapısal değişim) 1990’lardan sonra ise inovasyon (yeni ve değişik şeyler yapmak , yenilenme, yeni fikirler geliştirmek ve uygulamak) sürecine geçmiştir ve bugün Hundai, Kia Daewoo, Samsung, LG gibi markalarla dünyaya 10 milyar dolarlık ihracat yapmaktadır. Sadece Samsung firması 2012 yılında 150 milyar dolardan fazla ihracat erçekleştirmiştir.

   Bu gelişimin bir çok sebebi vardır. Bu sebeplerden birinci sırada, eğitim ve öğretime verilen önem gelmektedir. İlk okuldan başlayarak öğrencilere, mucitlik anlayışının aşılanması, topyekûn bir AR-GE kavramının benimsenmesi ve uygulamaya konulması, odak sektörler seçilerek stratejik kararlar alınması Güney Kore’nin kalkınmasının temelini teşkil eden ana unsurlar olmuştur. Buna bağlı olarak başta otomotiv ve elektronik sanayii olmak üzere katma değeri yüksek ürünlerin ihracatı sonucu 500 milyar dolar ihracat rakamına ulaşılmıştır.

   Türkiye’nin böyle bir hedefe odaklandığını maalesef söyleyemeyiz., Hizmetler sektörü ve başta büyük şehirlere olmak üzere” hızlı göçün” sonucu ortaya çıkan “rant” anlayışına bağlı kentsel dönüşüm politikaları sonucu, inşaat sektörü ve yan sektörlerde kısa vadede etkin olan ekonomik dinamikler , uzun vadede ülkemizin, katma değeri yüksek ürün ihraç eden sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeler katagoriside yer alamayacağını ve de almadığını da 1700’lerden günümüze kadar ki göstergelerin ışığında görmekteyiz.

   Hammadde ihraç ederek değil, kaynakları mamul maddeye dönüştüren tesislerin, fabrikaların kurulması ve madenlerini bu tesislerde ana girdi olarak kullanılması, elde edilecek nihai ürünlerin ve Kore örneğinde olduğu gibi dünyaya pazarlanması Türkiye’yi gelişmiş ülkeler sınıfına sokabilir!!!              29 Nisan 2014.

Ana Sayfa