MADENLER VE MİLYAR DOLARLAR

    Asım Kutluata

   Ülkenin “Kurtuluşu” için bir çok kuruluş ve kişinin gündeme getirdiği, jeolojik rezerv olarak varlığı saptanan bazı madenlerin, günümüzdeki piyasa fiyatları ile çarpılarak bulunan ve milyar dolarla ifade edilen değerlerinin, mühendislik hesapları, ekonomik kriterler ve arz-talep gibi kavramların göz ardı edilerek hesaplanması sonucu, kamuoyunda gerçeği yansıtmayan kanaatler oluşmuştur.

    Madenlerden maksimum faydanın sağlanmasının yolu, hammaddeyi nihai ürüne dönüştürmek ile mümkündür. Aksi takdirde madenler; hammadde olarak gelişmiş ülkelerin sanayilerine girdi sağlamak üzere ihraç edileceğinden, üretim planlaması ve fiyat politikaları alıcıların istekleri doğrultusunda oluşacak ve katma değer de en az düzeyde kalacaktır.

    Değişik zamanlarda, yeraltı kaynaklarının üretimine yönelik; şişirilmiş, gerçekleri çok fazla yansıtmayan beyan ve görüşler gündeme gelmektedir. Örneğin: Ülkeyi kurtaracak petrol yatakları bulundu!. Ya da “milyar dolarlarla” ifade edilen madenlerin kısa sürede üretilerek elde edilecek kaynakla iç ve dış borçlarımızın ödeneceği gibi geriye yatırım yapabileceğimiz, önemli boyutta kaynağın da kalacağı dile getirilmektedir. Bu değerlendirmenin temelinde yatan anlayış, geri kalmışlıktan bir an önce kurtulabilme isteğinin sonucudur.

    Bor madeni değişik zamanlarda yazılı ve görsel basının gündemini işgal etmekte, milyarlarca dolarla ifade edilen yeraltı potansiyelinin neden üretilerek insanımızın refahı için kullanılmadığı kamuoyu tarafından sorulmakta ve cevabı beklenmektedir. Yılda 10, 20, 40, 50 milyar dolar elde edebileceğimiz dile getirilmekte ve bu rakamların hangi kriterlere göre belirlendiği hususunda net açıklamalara rastlanmamaktadır. Elde edilecek milyar dolarlar; üretilecek ham bor ya da konsantre olarak ihraç edilecek miktarlardan gelecek döviz girdisi mi?. Veya bor ürünlerinin Ülke sanayiinde tüketilmesi sonucu, elde edilecek ürünlerin, ihracat geliri mi?. Ya da ihracat gelirleri ve bor ürünlerinin Ülke sanayiinde tüketilmesi sonucu oluşacak katma değerlerin toplamı mı? olduğu net olarak anlaşılamamaktadır. Bu değerleri gündeme getiren uzmanlar hangi kriterleri kabul ettiklerini de açıklarlarsa, konu ile ilgilenenler ve kamuoyu da doğru bilgilere kavuşmuş olacaktır.

    Bor madenleri ve türevleri ağırlıklı olarak, cam, deterjan ve seramik gibi sektörlerde tüketilmekte olup aynı zamanda da sanayinin tuzudur. Bor tuzları, (değişik alanlarda az miktarda tüketilmekte) bir çok ürünün üretiminde belli oranlarda kullanıldığında, ürün kalitesi yönünden olumlu sonuçlar elde edilmesine katkı koyan bir madendir. Borun ve bor ürünlerinin tüketimi, teknolojik gelişme ve sanayileşmeye bağlıdır. Ağırlıklı olarak gelişmiş sanayii ülkeleri tarafından tüketilmektedir. Cam, deterjan, kimya, savaş sanayileri, yeterli düzeyde gelişmemiş bir ülkede bor madeninin ve türevlerinin katma değer yaratma özelliğinden fazlaca bahsedilemez.

    Ülkemizde bilinen madenlerin jeolojik rezervlerinin bugünkü piyasa satış rakamları ile çarpılması sonucu ortaya çıkan “milyarlarca dolar” değerler, madenlerin aranması, üretilmesi ve pazarlanması ile ilğili gerçekleri yansıtmamaktadır. “Jeolojik rezerv” varlığı tespit edilen fakat bugün için üretilmesi ekonomik olmayan kaynaklardır. “Ekonomik rezerv” ise günün koşullarına göre arz-talep dengesi gözetilerek, işletilmesi fizibil olan kaynaktır. Bir madenin üretilmesi için kullanıcılar tarafından talep edilmesi gerekir. Örneğin; Dünyada, yılda 3 milyon ton ham bor cevheri tüketilirken 10 milyon ton bor üretmeniz bir anlam taşımaz. Türkiye’de bulunan 2 milyar ton rezervin tümü çok kısa sürede üretilerek dolara dönüştürülmesi mümkün olmayacağından, tonu 150-200 dolar ile çarpılarak bulunan “milyar dolarda” fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Ülkemizde bor ve diğer bazı değerli cevherlerle ilgili belirlenen, milyar dolarla ifade edilen rakamlar bu varsayımlardan kaynaklanmakta ve yanlış sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Madenlerin aranması, çıkarılması, işlenmesi ve mamül madde haline getirilmesi mühendislik disiplenlerinin işidir. Jeofizik, jeoloji, maden, kimya, metallurji, makine mühendisleri ve birçok meslek disiplinin bu süreçte görev aldığı uzun bir üretim zincirinden oluşmakta ve ürünler toplumun hizmetine sunulmaktadır.

    Madencilikte bütün süreçler arz-talep dengesine göre belirlenmektedir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin sanayilerinde kullanılan ve ülkemizde varlıkları jeolojik olarak tespit edilmiş olan bazı yer altı kaynaklarını bilinçli şekilde değerlendirebilirsek, gelişme ve kalkınma yönünde çok önemli avantaj sağlayacağımız unutulmamalıdır.

    Bu kaynakların değerlendirilmesi uzun vadede, bilimi ve araştırmayı öne çıkaran teknolojik gelişmeleri takip eden, dışarıdan alınan teknolojilerin ülke gerçeklerine göre uyarlanması ile AR-GE çalışmalarına gerekli önemi vermekle mümkün olacaktır. Bütün bunları vurgulayacak yetişmiş insan gücüne sahip olmak en büyük etkendir. Hammadde ihraç ederek kalkınmış ülke yoktur. Yer altı kaynağı olmamasına rağmen, milli geliri 30 bin dolar/kişi olan ülkeler bilinmektedir.

    Dünya bor rezervlerinin 3/2’si Türkiye’dedir. Ancak, Türkiye'nin bor (yıllık yaklaşık 1.2 milyar dolar olan) ticaretinden ve bor endüstrisinden rezervi oranında pay alamaması ve bu durumun sorumlusunun Etibank'ın izlediği politikalar (Eti Holding) olduğu bazı uzmanlarca dile getirilmektedir. Eti Holding’in eleştirilecek birçok yönü olmasına rağmen asıl sorun Türkiye’nin sanayileşme doğrultusunda gereken gelişmeyi sağlayamamasından kaynaklanmaktadır. Türkiye bor ürünleri diğer madenlerin değerlendirilmesinde birçok sektörde olduğu gibi elbette istenilen seviyede değildir.

    Sonuç olarak bor madenleri ve diğer madenlerden elde edilecek ürünler ülkemizin gelişmesine önemli katkılar sağlar. Bunun için madencilik sektörünün sorunlarının çözülmesi ve bu ürünleri tüketecek sanayilerin hayata geçirilmesi, gereken plan proje ve yatırımların gerçekleştirilmesi gerekir. Madenlerin üretiminin arz- talep dengesine göre mümkün olacağı, mühendislik hesaplarının ve ekonomik değerlendirmelerin sonucu gerçekleşeceği unutulmamasıdır. Ülkenin kısa yoldan “kurtuluşu” senaryoları her zaman yazılmıştır. Bugün de yazılıyor. Bilime, teknolojiye ve mühendislik hesaplarına dayanmayan hayali senaryolar üretilmeye devam edilirse gelecekte de daha çok “kurtuluş” senaryoları yazılacağa benziyor.

    Not: Bu yazı, Madencilik Bülteni OCAK-2004 sayısında yayınlanmıştır.

Ana Sayfa