Abu Deresi (Çağlayan Vadisi) sağ taraf Salma Yaylası
                                     

    KAÇKAR DAĞLARINDA TİPİYE YAKALANAN 5 KİŞİNİN HİKAYESİ

    Asım KUTLUATA

    Rize ve Artvin’in güneyinde, en yüksek noktası 4000 metreye yaklaşan Kaçkar Dağlarında genellikle yaz aylarında çıkılan yaylalar yer almaktadır. Bu yaylalar, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak insanların yaşamında önemli yer tutmuştur ve de etkileri günümüzde de az da olsa devam etmektedir. Birçok acıklı olayların yanında eğlence, macera ve de heyecanı da içinde barındırmıştır yaylalar. Örneğin 1914 yazında Sarıkamış hareketine katılmak bizim Köy, Öce ve Gurubit’ten yaklaşık 40 genç insan yaylalar üzerinden Erzurum’a giderek 3. Orduya katılmışlar ve hiç biri de geri dönmemiştir.


   Arhavi Yaylaları

   Bu yazının konusu olan 5 genç insan; Hüseyin Çavuş ile Mesut (Burbulardan, şu anda soyadları Küçükşahin), Ömer, Yunus (Tosum oğullarından, Soyadları Yıldız) ve Yakup Çavuş (Yakup Eyüboğlu’nun dedesi) Salma Yaylasında buluşmuşlar ve Pishala Vadisi’nden (Arılı Deresi) aşarak Abu Deresi (Çağlayan) başlarından, Sırt Yayla üzerinden, Arhavi yaylalarından bakır işletmesinde çalışmak üzere, Murgul’a gitmişler, Bir süre çalıştıktan sonra, izinli oldukları ramazan ayında yanlarına aldıkları tütün demetleri ile sahilden gelmenin riskli olması ve de çok fazla yol kat edilmesi gerekeceği gibi nedenlerle !! yine daha kestirme olan ”dağ yolunu” tercih ederek evlerine dönerken, Arhavi’nin Dikmen yaylalarında başlayan kar ve tipi bu insanların hareket etmelerini engellemiş, deniz seviyesinden 1500-2000 metre yükseklikteki bu vahşi doğada daha fazla direnemeyerek hayatlarını kaybetmişlerdir. İletişim olanakları da olmadığından bu insanların akıbetlerinden ancak ilkbaharda cesetlerinin / kemiklerinin çobanlar tarafından bulunmasıyla haber alınabilmiştir. Olayı, Yakup Çavuş’un kardeşi Süleyman, destanlaştırmış ve günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.


   Salma Yaylasının 2010'daki görünümü

   Destandaki bilgilere göre; olay 1902 yılının Kasım sonu Aralık başlarında meydana gelmiş, Yakup Çavuşun“ para kazandığı” söyleniyor. Demek ki bu insanlar sadece tütün getirmek için gitmemişler, asıl amaçlarının bakır işletmesinde çalışıp para kazanmak olduğu anlaşılıyor ve de soyuldukları da belirtiliyor. Bu beş kişiden 2 sinin çavuş, (Yakup ve Hüseyin) birinin onbaşı diğerlerinin ise er olduğu anlatılıyor.

   1900’lerin başlarında Murgul bakırları, İngiliz sermayeli bir şirket tarafından işletilmektedir. O yıllarda işletmede bakır tenörü ortalama %13 civarındadır (Yani 100 gram cevherin 13 gramı bakır) ve %2’nin altındaki tenörlü cevherlerde üretim gerçekleştirilmemektedir. Günümüzde ise, %0.50 oranındaki cevherler arz-talep dengesi ve teknolojik kazanımlardaki gelişmelere paralel olarak ekonomik olabilmektedir ve de işletilmektedir.

   Osmanlı İmparatorluğu son yüz yılı; başta ekonomik, askeri, siyasi, idari olmak üzere birçok sıkıntılarla geçirmiştir.

   1954 yılında başlayan Kırım Savaşı’nda zor durumda kalan imparatorluğa borç veren İngiltere, aynı zamanda savaşı sona erdirmek için yeni bir program (reform?) öne sürmüştür. İmparatorluk çok fazla seçeneği olmadığından 1856 yılında yürürlüğe girmek üzere Islahat Fermanı’nı kabul edilmiştir.

   Daha önce Fransa ve İngiltere’den aldığı borçları ödeyemeyen imparatorluğun, Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirmiş olan ülkelerin gelişen teknolojileri ile rekabet edemeyen ekonomik yapısı iflas etme noktasında gelmiştir. Alacaklarını garanti altına almak isteyen emperyalistler (Fransa-İngiltere-İtalya v.s) Osmanlı İmparatorluğu’na 1881 Muharrem Kararnamesi ile Duyun-u Umumiye’yi (Genel Borçlar İdaresi) kurdurmuşlardır. Madenler ve tütün gelirleri de bu kapsam içinde değerlendirilmiştir. Başta Zonguldak Taş Kömür Kurumu olmak üzere birçok maden işletmesinin üretimi ve yönetimi de alacaklı ülkelerin kontrolüne ve de etki alanına geçmiştir.

   Osmanlı İmparatorluğunda devletin gelirleri arasında tütün ve tütün ürünleri önemli yer tutmaktadır. Devletin bilgisi dışında yapılan üretimler kaçak olarak değerlendirilmekte ve cezai yaptırımlar uygulanmaktadır. Buna rağmen birçok tarlada kaçak olarak tütün ekilmiş ve insanlar ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardır. Devlet tarafından bu kaçak tarlaların ve kaçak tütün içilmesinin önlenmesi amacıyla Kolcular görevlendirilmiştir.

   Benim çocukluğumda genelde paket halinde sigara çok az alınırdı. Birçok insanın sigara alacak parası bile yoktu. Bu nedenle, ( tütün içen kişi sayısına göre) 100 m2-200 m2’lik gözden uzak kuytu alanlara tütün ekilir ve sonbahar geldiğinde toplanır, kıyılır ve bir yıl boyunca içilirdi. 1600’lü yılların başından itibaren Padişah 4. Murat tarafından da yasaklanmasına rağmen toplum öyle alışmıştı ki zorlukları göze alan insanlar kaçak da olsa içmeye devam etmişlerdir. Tütün içmeyi engellemek mümkün olmamış ve devlet kontrolüne alarak gerekli vergileri de koyarak tütünü ürettirmeye ve pazarlamaya başlamış, devletin önemli gelirleri arasında yerini almıştır.

   Murgul Bakır İşletmesi ve tütünün geçmişiyle ilgili özet bilgilerden sonra kaçak olarak yanlarında götürdükleri tütün, tüfek ve malzemeleri ile birlikte hayatlarını kaybeden bu beş kişiyi Yakup Çavuş’un kardeşi Süleyman destanlaştırmıştır. Destan; Genellikle beklenmeyen ölümler üzerine olayın oluş biçimi biliniyorsa ya da bilinmiyorsa ölen kişinin geçmişini bilen, nasıl öldüğünü bilmese dahi, yakınlarının da verdiği bilgileri şiirsel bir anlatımla seslendirmesi ve yazılı hale getirilmesidir.

   Bizim yöremizde genç yaşta ölen, acıklı bir şekilde hayatını kaybeden insanlar için birçok destanlar yazılmıştır. Burada hayatını kaybeden Yakup Çavuş’un kardeşi Süleyman, bu 5 kişinin ölmeden önceki durumlarını az çok bildiğinden ve tahmini olarak da ölümlerini, yorumlayarak destanlaşmıştır.

   Olayı gerçekleşme tarihi tahmini olarak 1902 (1318) yılının Kasım sonu Aralık başlarıdır. Hüseyin Çavuş babaannemin babasıdır. Babaannem bana babam öldüğü zaman ben 8 yaşındaydım derdi. Ben babaannemin doğumunun 1890’ların başı olduğunu kendi söylemlerinden tahmin ediyorum.

    “Hüseyin Çavuş der battı ocaklar
   İki kardeş birbirini kucaklar
   Hüseyin Çavuşun kaderi kara
   Derki benim malım kaldı kızlara”

   Babaannem bu destanın birçok kıtasını hem söyler hem de ağlardı. Hayat mücadelesi verirken zor doğa koşullarına boyun eğen ve hayatını kaybeden bu 5 kişiyi ve diğer insanlarımızı saygıyla anıyorum.

   Not:1 Bu olayı Fındıklı’nın Gurubit Köyünden (Davran) Yakup Çavuş’un kardeşi Süleyman destanlaştırmış. Destanın 143 kıtadan oluşan fotokopisini Yakup Amcanın oğlu Hakkı Eyüboğlu’ndan aldım. Olayla ilgili eksik fazla hatta yanlış bilgi de olabilir. Görüşü ve bilgisi olanların katkılarını bekliyorum. Ayrıca bilgilerine başvurduğum Ziya Küçükşahin, Yakup Eyüboğlu ve Nezahat Kutluata’ya teşekkür ederim.

   Not 2, Hüseyin Çavuş’un 5 kızı var. Mesut ( Burbu Mehmet’in oğlu ) olay meydana geldiğinde nişanlıdır. Yakup Çavuş’un Hakkı adında oğlu var, Ömer ve Yunus da herhalde bekar ya da çocukları yoktur!!! Şubat 2015

Ana Sayfa