NALİA (SERENDER) NOSTALJİK YAPILARA MI? DÖNÜŞTÜ !

    Asım KUTLUATA

    Nalya; Doğu Karadenizde özellikle Rize ve Artvin yöresinde 1980’lere kadar yaşamın en önemli mekanlarından biri olduğunu söyleyebiliriz. Kapalı Ekonomi’nin hakim olduğu dönemde, yöre insanının yaşamında- geçimini de; ev, nalya, ahır, pasha gibi yapılar çok önemli yapılardır. Bunlardan en önemlilerinden bir de nalyadır.

    Evlerin yakınında genellikle güneşi engellemeyecek yönlerde, 4 ya da 6 direk üzerinde yaklaşık 20-30 m2 alanlar üzerinde ve direklerle ana alanın birleştiği yerde 1 m çapında, fare ve zararlıların mekana çıkmasını engelleyecek teker düzenin bulunduğu, bir çoğu iki katlı, alt katta genellikle fındık-mısır, üst katta ise otllar ve diğer malzemelerin konulduğu o günlerin üretim ilişkileri ve ekonomik hayatın vazgeçilmez yapılarıdır.

   Serender (nalya) mimari olarak, ustalık isteyen, herkesin yapamayacağı yapılardır. Genellikle yağmurlu ve oldukça rutubetli olan Doğu Karadeniz yöresinde, ürünlerin çürümesini, küflenmesini ve daha çabuk kurumasına yönelik düşünce ve araştımalar sonucu oluşturulmuşlardır. Hava akımını sağlayacak oymalı, süslü, sanki oya gibi işlenmiş bir görünüüm arzetmektedir. Buzdolabının- derindondurucuların olmadığı yıllarda yöre insanı kışlık katığını, balını, pekmezini, mısırını, fındığını, meyve sebzelerini nalyada uzun zaman bozulmadan muhafaza edilebiliyordu. Çatı altındaki otların arasında kışa girerken saklanan armut ve elma gibi meyvelerin mart-nisan aylarına kadar bozulmadan özelliklerini koruduklarını söyleyebilirim. Nalianın yerle bağlantısı; uzunluğu 1,5-2m basamak genişliği 20 cm olan iskele ile sağlanmakta ve korkuluğu bulunan merdivenle’ hayat’ denilen yaklaşık 10 metrekarelik alana çıkılır.Bu alanda ambar bulunmaktadır. Ambarda genellikle bal, pekmez , yağ ve peynir saklanır.

   Nalyanın altına kışlık odun da konulabilir. Alt kısmında ahır olabilecek alan varsa hayvanlarında barındığı bir alanda elde edilebilir. Uzun yıllar insan yaşamında evden sonra en etkin yaşam alanı olan nalya ,ekonomik alandaki değişime, gelişime ayak uyduramamış , yukarıda anlatmaya çalıştığım özelliklerini ve işlevini büyük oranda kaybettiğini belirtebiliriz.

   Serender ağırlıklı olarak, fındık ve mısırın konulduğu, saklandığı mekanlar idi. Ancak günümüzde; o zamanlar mısır tarlası olan alanlar çay bahçelerine dönüştü. Bugün ise mısır, tadımlık olarak çaydan arta kalan alanlarda çok az miktarda ekilmektedir. Ya süt mısırı olarak tüketilmekte ya da geçmişte hayatımızın idamesi için en önemli yiyeceğe olan saygıdan! ve bazı yemeklerle yendiğinde başka bir güzellik, başka bir tad verdiğinden (lahana, fasulye, hamsi gibi ) günlük ekmek ihtiyacını karşılamak için değil de özlem gidermek için pişirilmektedir. Fındığın, yöremizde ekonomik hayata fazla bir katkısı olmadığını söylersek hata yapmış olamayız. Çünkü düzenli ürün veren bir bitki değil, gereği gibi önem verilip bilimsel ve tekniğe uygun gübreleme, seyrekleme gibi işlemler yeterli düzeyde  yapılmamaktadır.

   Hayvancılık da yok denecek kadar azaldığından hayvansal ürünler ve ot konusu da satın alınarak çözülmektedir. Günümüzde Nalya’nın işlevini, yeni yapılan evlerin çatı katları, bodrum katları ya da kilerler gibi mekanlara gördürülmeye çalışılmaktadır.! Bu ve benzeri nedenler ‘nalya’yı işlevsiz hale getirmiştir.!

   Bugünkü üretim ilişkilerinde nalyaya (serendere) çok fazla gereksinim olduğu görülmemektedir. Ancak gelecekte hayvancılık ve tarımın, yeniden önem kazanabileceğini göz ardı etmemek gerekir diye düşünmekte yarar var. Doğal beslenme, organik ürün ve hayvansal besinler , her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Yani gelecekte, bugün işlevsiz kalan bu’ Dede Yadigarı’ yapılara çok ihtiyacımız olabilir. Mimari özellikleri olan, dört direk üzerine oturtulan bu orijinal ,güzel ve antik yapıların muhafazasında fayda olduğu görüşündeyim.

Ana Sayfa