Maçka Maden Fakültesi Binasının Hikayesi ve Öğrencilik Yılları,

    Asım KUTLUATA

    30.06.2018 günü komşularım, dostlarım ve kardeşlerim, Selim Kaplan ve Haluk Gürel ile birlikte İstanbul’a hareket ettik. Haluk Gürel, medikal malzeme satan (ağırlıklı ortopedi ve omurga üzerine) bizzat ameliyatlara katkı sağlayan, esprili ve hoş bir kardeşimdir. Selim ile ben de Haluk’la beraber gitmeye karar verdik. Sabah saat 07.00’de yola çıktık ve Bolu dağında (eski yol üzerinde) Muhtar’ın Yeri’nde mola verdik. Kahvaltı yaparken yanımızdaki masada, garsonların aşırı özen göstererek ciddi bir hazırlık içinde olduklarını gördük. Düzgün dizilen yiyecekler ve çiçeklerle süslenmiş masaya 5 ya da 6 kişi geldi. Masanın ve her tabaktaki peynirin, zeytinin görünümlerini, değişik açılardan defalarca fotoğraflarını çektiler. Bu resim çekme işi o kadar çok abartıldı ki herkesin merakına neden oldu. Normal bir manzara olmasına rağmen Elmalı Köyü’nü defalarca görüntülediler. Merakımızı gidermek için çalışanlara arkadaşların ne yapmak istediklerini ve bu abartıların nedenini sorduğumuzda “Fenomen” olduklarını 1,5 milyon takipçilerinin olduğunu, tanıtım yaptıklarını “bu kadar özellikleri olan kişilerin” elbette ücret ödemeden kahvaltı yaptıklarını” dile getirdiler.

Yola devam ettik ve saat 11:30 sularında Selim Kardeşimle birlikte Kartal Metro İstasyonuna ulaştık, yaklaşık 40 dakikada Kadıköy’e geldik. Uzun yıllardan beri seyahat etmediğim boğaz vapuruna binerek Beşiktaş’a hareket ettik. Vapur hareket ettiğinde, sağ tarafta Haydarpaşa Tren İstasyonu’nu ve lise 1. Sınıfı okuduğum Haydarpaşa Lisesinin binasını (Şu anda Marmara Üniversitesi binası) gördüm. O yılara gittim. Güzellikler arasında Beşiktaş’a ulaştık. Meydan, benim bildiğim gibi değildi, birçok değişiklikler olmuş. Harbiye’ye giden dolmuşa binerek İTÜ Maçka Maden Fakültesi’nin önünde indik.


   İTÜ Maçka Maden Fakültesi

    Öğrencilik yıllarımın güzelliklerini, olumsuzluklarını, arkadaşlarımı, hocalarımı ve fakülte çalışanlarını hatırladım. Bu bina 1873 yılında Sultan Abdülaziz döneminde Sarkiz Balyan’a yaptırılmıştır. Üç katlı bina, silahhane ve jandarma kumandanlığı hizmetlerine verilmiş, Cumhuriyetten sonra da askeri hizmetlere devam edilmiştir. 1961 yılından sonra da Maden mühendisliği daha sonra da Jeoloji, metalürji, petrol ve jeofizik mühendislik disiplinlerine hizmet veren bu tarihi eğitim yuvasının 1990’ların başlarında İstanbul Menkul Kıymetlere devredileceği gündeme geldiğinde, Maden Mühendisleri Odası olarak Türkiye 13. Madencilik Kongresinin Maçka’daki binada yapılmasına karar verdik ve gerçekleştirdik. Şu anda İTÜ’nün Yabancı Diller Yüksek Okulu ve Konservatuar olarak eğitim hizmeti vermektedir.

   Tarihi binayı ve çevresini çok bakımsız gördüm. Giriş kapısına döşenmiş olan mermerler kalitesiz ve binanın tarihi dokusu ile hiç de uyum sağlamamış. Rektörlüğün gerekli özeni ve ilgiyi göstermesini bekliyorum. 1950’lerin ortalarında binanın durumu çok iyi sayılmazdı. İTÜ’ye Maden Fakültesi yapılmak üzere verilir. Gereken restorasyon ve düzenlemeler yapılır tam taşınma aşamasına gelindiğinde 1960 Darbesi olur ve Ordu binayı vermek istemez. (kurmay subay yetiştirmek amacıyla kullanacaklarını söylerler.) Maden Fakültesi’nin Dekanı, değerli Hocamız Ekrem Göksu, (Saygı ile anıyorum) öğrenci temsilcileri ve 1. Ordu komutanı Or. Gen. Cemal Tural’ın katıldığı toplantıda, Ekrem Hoca; size böyle bir eğitim için daha geniş bir arazi gerekir, size İTÜ’nün Ayazağa’daki arazisinden uygun alan verelim şeklindeki önerisi kabul edilmiş, yapılan anlaşma çerçevesinde 1961 öğretim yılında Maden Fakültesi Taşkışla’dan Maçka’daki bu binaya taşınmış ve açılış kurdelesini de Cemal Tural kesmiş. Bu bilgileri, görüşmelere bizzat katılan o zamanın öğrencisi, değerli büyüğümüz meslektaşım İsmet (Kasapoğlu) Abi’den dinledim.


   

   Maçka- Teşvikiye üzerinden Harbiye yönüne doğru yürüdük. Öğrencilik yıllarımda okuldaki kantin 12 Mart 1971 den sonra kapatıldığından, doğru dürüst oturacak yer olmaması nedeniyle sahiplerinin Rizeli olduğu için ismini arkadaşların Laz Kafe koyduğu ve bir çok arkadaşımızın anısı olan büfenin ve de briç oynamaya çalıştığımız Hayati’nin Kahvesi’nin olduğu diğer mekana da uzaktan bakarak yol boyunca, yürümeye devam ettik. Teşvikiye Caddesi üzerinde fazla bir değişiklik yok gibi, bir iki büyük bina ve AVM eklenmiş olduğunu görerek Harbiye ve Dolapdere’de kaldığımız Emek Apartmanının yerine yapılan apartmanın olduğu alana geldik.

   Apartmanın Kapıcısı olan ancak her şeyinden sorumlu ve tek “yetkili” Hüseyin Bey’i hatırladım. Genellikle öğrenci olan arkadaşları, genç yaşta kaybettiğimiz inşaat mühendisi, Zonguldaklı değerli arkadaşım Serdar Çıkrıkçı’yı ve birçok anıyı hatırladım. Yolun kenarındaki arsada top oynarken ayağımın burkulduğunu ve uzun yıllar bana sorun yarattığını belirtmeliyim. Kurtuluş tarafındaki apartmandaki arkadaşlarla camlara ters yazılar yazarak anlaşmaya çalıştığımızı ve de bir türlü anlaşamadığımızı hatırlarım. Haluk Gürel kardeşimiz bizi almaya geldi. Hep beraber anıları yad ederek ve günümüzle ilgili “esprilerle” Ankara’ya hareket ettik.

Yoğun bir trafikle Adapazarı’na kadar geldik ve saat 21:00 sularında Ankara’ya ulaştık. Bir günlük güzel bir seyahat oldu. Değerli dostlarıma teşekkür ederim.

Ana Sayfa