Maden Üretimi ile Orman-Çevre Dengesi Kurulabilir !

    Asım KUTLUATA

    29.04.2010 tarihinde Türkiye Ormancılar Derneği tarafından düzenlenen “ Ormancılık Alanında Son dönemdeki Yasa Değişikliği Tasarıları” konulu panele Maden Mühendisleri Odası adına Oda Yönetimimiz beni görevlendirdi. Paneli, Türkiye Ormancılar Derneği Başkanı Mustafa Yumurtacı yönetti. Panelde; İ.Ü. Orman Fakültesi Öğretim Üyesi (Orman Müh.-Hukukçu) Doç. Dr. Aynur Aydın Coşkun, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Ferruh Atbaşoğlu, Milli Parklar ve ORKÖY Eski Genel Müdürü A. Hüsrev Özkara, TMMOB Orman Mühendisleri Odası adına Erkan İspirli, Orman Bakanlığı eski Müsteşarı Necati Uyar ve TMMOB Şehir Planlamacıları Odası Ankara Şube Başkanı Orhan Sarıaltun konuşmacı olarak katılarak, gündemdeki tasarılar ile ilgili hukuki yönden ormancılığın sorunları ve çözüm önerilerini dile getirdiler.

    5177 Sayılı Kanunla, 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun 5 Haziran 2004 tarihinde 7. ve 10. maddeleri ile bir çok maddesinin değiştirilmesi, bu iki maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından 15.01.2009 tarihinde iptal edilmesi, gerekçeli karar yayınlandıktan sonra 1 yıllık sürede yeni düzenleme yapılması kararını gerekçe gösteren Danıştay, Maden Kanunu İzin Yönetmeliği’nin neredeyse tamamının yürütmesini, 10.02.2009 tarihinde durdurulmasına karar vermişti.

    Bu çerçevede yapılması gereken yeni düzenlemelere, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından bu yılın ilk aylarında başlanmış, değişik zamanlarda yapılan toplantılar sonucu 3 Mart 2010 tarihinde hazırlanan Maden Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapan Hükümet Tasarısı Meclise gönderilmiştir. ETKB Maden İşleri Genel Müdürlüğü Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bu iki madde ile eksik gördüğü ve düzeltilmesini istediği bir çok maddenin de eklenmesi ile tasarı, Enerji ve Sanayi Üst Komisyon tarafından Alt Komisyona gönderilmiştir. Alt Komisyonda Maden Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Hazırlanan Tasarıya eklenen yeni maddelerle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesi, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun 4. maddesi, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 20. maddesinde de değişiklik yapılması önerileri ile tasarının adı, 3213 Sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına dönüştürüldü ve Alt Komisyon çalışmalarını tamamlayarak üst komisyona gönderdi.

    Bu değişikliğin ve geçmişte yapılan değişiklik ve uygulamaların, maden üretimlerinin, ormanlık alanları nasıl etkilediği ve bundan sonra nasıl etkileyeceği ile ilgili soru işaretleri bu panelin ana konusu idi.

    Doç. Dr. Aynur Aydın Coşkun’un bu değişikliklerin ve mevcut Maden Kanunu ve Yönetmelik Uygulamalarının, ormanları nasıl olumsuz etkilediğini, yeni düzenlemelerin neler getirdiği hususunda görüşlerini anlattıktan sonra, Oturum Başkanı sözü bana verdi. Ben de aşağıdaki Odamız görüşlerini ve görüşlerimi anlatmaya çalıştım.

    Maden, yerkabuğunun iç ve dış etkenlerle oluşan ekonomik yönden değer taşıyan minerallere verilen addır. Yani ekonomik değeri olan minerallerdir.

    Madenler yenilenemeyen kaynaklardır. Üretildiklerinde yerine yenisinin oluşması için ne kadar süre beklemek gerektiği bilinmemektedir. Madenler belli bir zaman diliminde değerlendirilmezlerse gelecekte ikame maddeler üretilebileceğinden ekonomik olmayabilirler. Ancak ormanlar yenilenebilir kaynaklardır.

    Maden tüketimi ve madenlerden elde edilen ürünlerin kullanım oranı bir anlamda toplumların gelişmişlik ve refah düzeyini göstermektedir.

    Maden kaynaklarını iyi değerlendiren ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Batı’nın sanayi devriminin gerçekleşmesinin temelinde kömürü, demiri ve diğer madenleri çok iyi değerlendirdiğini söylersek yanlış yapmış olmayız.

    Ormanlar ise insan yaşamında çok önemli olan doğal kaynaktır. Havadan suya toprağa, ekonomiye, turizme kadar ve ekolojik dengeyi sağlayan çok önemli bir kaynaktır. Bu iki önemli doğal kaynaktan da vazgeçmek mümkün değildir.

    Ancak madenlerin üretilmesi esnasında; üretim, ormanlık alanı olumsuz yönde etkilemektedir. Burada teknik – teknolojik, yeniden kazanım gibi kavramlar gündeme gelmekte, bütün bunları gerçekleştirecek Mühendislerin devreye girerek çevreye zarar vermeden ya da kabullenebilir ölçütler içerisinde olmak kaydıyla üretimin gerçekleştirilmesini sağlamak da mümkün olabilir ve de mümkündür.

    Günümüzde ve geçmişte bir çok maden üretimi gerçekleştirilirken ormana-çevreye zarar verdiği inkar edilemez. Dünyadaki teknik ve teknolojik gelişmeler üretim - çevre dengesini koruyarak gerçekleştirilebileceğinin mümkün olduğunu göstermektedir. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere birçok ülkedeki uygulamalarda çevre ile uyum sağlanarak cevher üretimi yapıldığı bilinmektedir.

    Maden üretimi ile zorunlu olarak kesilen ağaçların yerine daha fazlasının dikilmesi, açılan dekapaj alanının eski özelliklerine uygun hale getirilerek bitkisel ortamın yeniden oluşmasının sağlanması, cevher tükendikten sonra dekapaj alanının park, göl, yürüme parkuru, piknik alanına dönüştürülerek eskisi gibi görünüm de kazandırılabilir. Ancak, maden yatağı işletmeye alınırken mutlaka bu planların, projelerin ve hesapların yapılması gerekir.

    Kanunlarda ve yönetmeliklerde orman-maden ilişkilerinin nasıl olacağı, üretim sürecinde ve maden ocağı terk edilirken neler yapılacağı belirtilmelidir. Ancak, kanun ve yönetmelikler hazırlanırken mutlaka ilgili kurum ve kuruluşlar arasında görüşülerek, anlaşılarak belirli bir konsensüse varılarak ve eksiksiz uygulanarak hayata geçirilmelidir. “Ben yaptım oldu” anlayışı hem ormanlarımıza, hem de çok ihtiyacımız olan sanayinin ana girdisi maden üretimlerine zarar vermektedir.

    Ormanlarla madenler her zaman aynı kaderi paylaşmışlardır. İlk Maden Mühendisliği Okulu 1880 yılında Orman Mühendisliği ile birlikte kurulmuştur. Anayasalarda orman ve maden kaynakları ile ilgili maddeler 1961 Anayasası’nda 130. ve 131. maddeler, 1982 Anayasasının ise 168. ve 169. maddeleri art arda gelmektedir. Her iki kaynak ta özel kanunlarla devletin hüküm ve tasarrufu altına alınmıştır. 20 Aralık 1881 yılında ( Muharrem Kararnamesi ile ) Duyunu Umumiye yürürlüğe konulduğunda, alacaklı devletler orman ve maden gelirlerini kontrol altına almışlardır. Yani madenler ve ormanlar Osmanlı İmparatorluğundan günümüze kadar beraber anılmış, bir nokta da da aynı kaderi paylaşmışlardır.

    Hangi alanlara maden ruhsatı verilemeyeceği, verildiğinde dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceği Orman ve Çevre Bakanlığı tarafından tespit edilmeli, bu tespit bilimsel verilere dayanmalı, subjektif olmamalıdır. Bu alanlar müracaatlara kapatılmalı ve tartışma yaratacak ortamdan çıkarılmalıdır. Ormana zarar vermeden ya da verilen zarar en uygun biçimde olumluya çevrilerek maden üretiminin sağlanması için, bilimi, tekniği ve teknolojileri kullanarak denge sağlanmalıdır. Bunun için “Ben yaptım, oldu” anlayışı değil, tartışarak – konuşarak ülke menfaatinin gerektiği noktada birleşilmelidir. Her iki kaynağa da tek taraflı bakılmamalı, ormanın da madenlerin de bu ülkenin kaynağı olduğu bilinciyle hareket edilmelidir.

    Madenlerin aramadan pazarlamaya kadar her aşaması nasıl ki bir mühendislik işi ise, çevre ve ormanla ilgili olarak üretimin gerçekleştirilmesi ve çevre dengesinin korunması da ilgili mühendislik disiplinleri tarafından rahatlıkla gerçekleştirilebilir.

    Madenler-Ormanlar bütçe açığını kapatacak meta olarak görülmemeli, en verimli şekilde değerlendirilmeleri için gerekli ortam yetkililer tarafından hazırlanmalıdır.

    Maden Mühendisleri Odası insanı, doğayı, çevreyi ön planda tutan “ne pahasına olursa olsun” anlayışı ile üretimi savunmayan, üretimin, bilimin, tekniğin ve mühendislik hesaplarına göre gerçekleşmesini savunan bir meslek örgütüdür. Böyle bir konuyu gündeme aldığı için Türkiye Ormancılar Derneğine teşekkür ederim. Bu tür toplantıların daha fazla yapılmasının sorunların çözümünde etkili olacağını düşünüyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Ana Sayfa