PAKENTUR’DA ATEŞ!

    Asım KUTLUATA

    Pakentur bizim köyün karşı yakasında, etrafında fındıklığı alt tarafında bir kaç dönüm çay tarlalarının ve ortada bir pasğa (ev) nın olduğu bir yer. Kız kardeşim (Alduzan Dağüloğlu) Ağabey yarın bana gelin fındık toplayalım dedi. Bizde bu isteğe uyarak Anam ve Asuman’la birlikte kortfunu (iki tarafından dere geçen ada) geçtikten sonra zor bir yokuştan pakentur’a “pasha”’nın olduğu yere çıktık. İlerdeki Büyük Fındıklığa giderken Ayşe ve Ali Fikri Atagün’ü gördük. Onlar da hem fındık topluyor hem de moloş (gereksiz ot ve dalları temizleme) ediyorlardı. Fikri, moloş konusunda biraz geç kalmıştı galiba!

    Büyük Fındıklı’ğa ulaştığımızda yeğenim Raşide ve Kardeşim orada idi. Ben yine fındık köklerini ve dallarını uygun hale getirmek için çalışmaya başladım. Belli bir süre çalıştıktan sonra yaklaşık (4-5 saat) yağmur yağmaya başladı. (genellikle öğleden sonra yağıyor.). Uzun süre direnmeye çalıştık ve ıslandık da. Pashaya gidip ateş yakmak için kibrit ya da çakmağımız da yoktu. İnşallah Fikri’de vardır dedim ve hareket ettik. Pasha’ya geldiğimde Fikri ateşi yakmıştı. Bu duruma çok sevindim. O ortamda en kıymetli olan ateşti! Gerekli odunları kısa sürede topladım ve iyi bir ateş yaktık. Yeğenim Nalan’da bize katıldı. Islak olan elbiselerimizi kurutmaya çalışırken hep beraber günün modası türküyü söylemeye başladık.

Yağarsa yağmur yağar,
Ben zaten ıslanmışım,
Gelirse yarim gelir
Zaten Göreslenmişim.
Verane Yayla’lara,
Atlı gezerim atlı,
Böyle yazılmış kader,
Benmiyim kabahatli.

Aya bak hele aya
Bir tarafa silinmiş,
Zavallı bu gönlümün
Açan çiçeği solmuş.

Kar yağdı bizim köye
Çiçekleri görünmez,
Acısı zordur ama,
Sevdalıktan ölünmez.

   Bu sözleri hep beraber söyledik. O zor koşullardan sonra böyle bir noktaya gelinmesi bütün sıkıntıların unutulmasına neşe ve sevince dönüşmesinin de sağlanabileceğini gösteriyor.Yediğimiz yemeğin tadı, Pashanın alt tarafındaki buz gibi suyun tadı hala damağımdadır. İnsanoğlu zor koşulları bile yaşanır hale getiren, şartlara çabuk uyum sağlayan varlıktır. Unutamayacağım çok güzel bir gün oldu.

    Dönüşte yol koşullarının daha uygun olacağı düşüncesiyle Burbu’ların köprüsünden gelmeye karar verdik. Fakat pişman olduk. Çünkü bu yol da hiç uygun değilmiş. Hele o Bayram Amca ve bir çok insanın ilkel koşullarda uğraşıları sonucu yapımı gerçekleştirilen ilginç köprü görülmeye değer olduğunu belirtmek isterim. Bu köprüden en son ne zaman geçmiştim bilmiyorum. Köprüyü geçtikten sonraki yokuş ve bakımsız yoldan çıkmak insanı gerçekten çok zorluyor. Yıllarca Bayram ve Besim Amcalar ve diğer karşıyakada arazisi olanlar bu yokuşlardan hayvanları, yükleri indirip çıkarmışlardır. O koşullarda köyümüzdeki her şey insan sırtında (başta kadınların) taşınırdı. Onlar aklıma geldi. Atalarımızın daha zor koşullarda yaşadıkları düşündüm ve çok üzüldüm. Bugün teleferikler nedeniyle yükler en azından sırtta taşınmıyor.

    Köyümüzdeki bir çok ailenin fındıklıkları, çay tarlaları genelde arazileri derenin karşısındadır. Köyün karşı yakasında en kısa ürede gerekli girişimler yapılarak bir an önce araba yolunun ulaşması şart olduğunu söylemeliyim. Mahalleye çıktığımızda Ziya-Cemil (Küçükşahin) ağabeyler ile Hikmiye Abla, Yener ve Galip çay içiyorlardı. Ama M. Ali Ağabey yoktu. (sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.) “Yolla ilgili düşüncelerimi” orada, bize ikram ettikleri çayı içerken de dile getirdim. Çay için kendilerine teşekkür ediyorum.

    Bayram amcaların evlerine babam her zaman giderdi. Bu yıl vaktim olmadı. Gidip uzun süre sohbet edip geçmişi iyi-kötü anıları ile anma fırsatı bulamadım. Gidişim ancak bu biçimde oldu. Ama bizlerin tarihten (babadan-dededen) gelen dostluklarımız var. Bir günlük serüvenimiz böyle sona erdi. Sonuç olarak iyi anılarımız ve gözlemlerimiz oldu. EYLÜL 2011 - Yaylacılar

Ana Sayfa