YAYLA GELENEKLERİ:

    Asım KUTLUATA (Ağustos 2009)

    Karadeniz'de yayla mevsimi genellikle mayısın ilk günlerinde başlar, genel olarak eylül sonuna kadar devam eder. Bizim köyümüzde malı (keçi,koyun) olanlar mayısda, inekleri ile gidenler ise haziran başında yaylaya hareket ederler. Köyümüz insanının yaklaşık yarısının gittiği Salma Yaylasına inekler ile bir günde ulaşmak nerede ise imkansızdır. Bu nedenle köyümüzün diğer yarısının yaylası olan Corak'da bir gece kaldıktan sonra yaklaşık 3000 metre yüksekliğindeki Salma Tepesini aşarak bizim yaylaya kuşluk (saat 9-10 arası) vaktinde ulaşılır. Tepeyi aştıktan yaklaşık 4km. sonra Aşağıki Salma Yayla’sına varılır. Bu yaylada 20-25 gün kalınır ve her zaman geçiş yaylası olarak değerlendirilir. Ama gerek otlak alanlarının genişliği, arazinin uygunluğu nedeniyle inek sahipleri tarafından tercih edilen bir yerleşim yeridir. Sancak Tepesinin altındaki Sevgöl'den başlayan ve çeşitli küçük suların katılımı ile dereye dönüşen akarsuyun sağ yamacında kurulmuş yaylamızda çocukluğum ait bir çok anım vardır. Bu anılarımın bazılarını yazmaya çalışacağım. 20-25 gün sonra yani temmuz başlarında Yukarıki Yayla’ya (Salma) çıkma zamanı gelmiştir. Bütün eşyalar ve malzemeler, yaylada devamlı kalan büyükbaba , büyükana ve çocuklar tafafından taşınamıyacağından, köyden takviye (ana-baba-kardeş) gelmesi gerekir. Aşağıki yaylada kalınan süre içerisinde Yukarıki yaylaya hayvan götürüp otlatmak yasaktır. Bu nedenle büyümüş ve yeşermiş olan otlar, çiçekler, bütün güzellikleri ve kokuları ile gelen insanları ve hayvanları karşılamaya hazırdır.

    Yukarki(Salma) yaylasına çıkılacak tarih yayla sakinleri tarafından belirlenir ve köye haber verilir. Köyden gelen kızlar, delikanlılar ya da anne-babaların yardımı ile göç gerçekleşir. Yeni yaylada evlerin , ahırların hazırlanma , odun temini ya önceden hazırlanır ya da kısa sürede imece usulu ile gerçekleştirilir. Günün yorgunluğunu atmak, eğlenmek oynamak amacıyla Karşıki Düzede akşam şenliklerinin düzenlenmesi gelenek haline gelmiştir. Bu şenliklerde mutlaka ateş yakılır. Yukarki yaylada odun zor temin edildiğinden, her ev kendine düşen odunu eğlence süresince yakmak için getirir. Akşama doğru sevgililer ya da sevgili olmaya adaylar, nişanlılar, genç evliler, genç kızlar, Karşıki Düzde toplanmaya başlarlar. Büyük baba ve anneler genelikle bu eğlencelere katılmazlar. Eğlence ya tulum ya da kemençe eşliğinde hiç birisi de yoksa karşılıklı türkü söyleyerek başlar. Horon geç saatlere kadar devam eder. Gündüz , sırtında onlarca kg. ağırlığındaki yükleri taşımış olan bu gençler bitmez tükenmez bir enerji ve moralle saatlerce yorulmadan oynarlar. Eve geldiklerinde geç saatlere kadar nerede kaldın diye evin reislerinden fırça yemeyide göze alırlar. Ancak o gecenin verdiği heyacan herşeye değer. Bu tür geceler zaman zaman düzenlenir. Hatta yaylaya köyden gelen göç işini gerçekleştirenler, ertesi gün ya da bir sonraki gün köye dönerken mola yerlerinde horon oynamayı da ihmal etmezler. Yaylaya gidiş, yüklerin taşınması, yayladaki eğlence, köye hareket ve yol boyunca horon oynama, normal olarak gerçekleştirilmesi çok zor olmasına rağmen, yaylanın verdiği enerji, moral ve başka güzelliklerle yorgunluk, heralde insanlardan uzak duruyor. Dedelerimiz , babaannelerimiz , anne ve babalarımız yani bütün büyüklerimiz ve de bizden sonraki kuşaklar bu geneleği mutlaka yaşamışlar birbirlerini sevmişler sevilmişler evlenmişler bu ve benzeri güzel anıları hayatlarının sonlarına kadar hatırlamışlardır.

   Bugün otu , çiçeği, bitki örtüsü karı, taşları, birçok hayvanı ve buz gibi suları ile bu doğa harikası yaylalarımıza kimse gitmediği için bu güzellikler yaşanamamaktadır. Genç kardeşlerime atalarımızın yaşam mücadelesi verdiği bu yaylalara sahip çıkmaları, bu güzellikleri tahrip etmeden genelek ve göreneklerimizi yaşatmalarını tavsiye ediyorum.

Ana Sayfa