YAYLA YOLU GÜZERGAHI:

    Asım KUTLUATA

    Yaylacılar köyünün Amiras mahallesinden yaklaşık 3 km sonra Hamyol denilen mezrada tarım alanları sona ermekte ve orman başlamaktadır. Yaylaya bu güzergahtan gidilir ve ilk soluklanma yeri Hamyol’a gitmeden önceki Armahan sırtıdır. Armahandan ayrıldıktan sonra Çamsuya gelinir ve oradaki sudan mutlaka içmek gereklidir. Burada artık ormana girilmiş ve patika yol başlamıştır. Şu anda, Çamsuya kadar araba yolu ile gidilebilmektedir.

    Çamsu eskiden çam, gürgen ve ıhlamur ağaçlarına, karakovan peteklerinin konduğu yerdi. Günümüzde burada ağırlıklı olarak fenni peteklerle ve az miktarda da karakovan peteklerle gerçekten çok kaliteli organik bal üretimi (Çamsu Balı) yapılmaktadır. (Yöremizdeki bal üretimine ve balcılığa ayrıca başka bir yazıda değinilecektir.) Çamsu’dan yaklaşık 1.5 km. uzaklıkta Ardınç’ın düzü, 500 mt. Sonra da dereyi geçince Can Çıkaran yokuşu başlamaktadır. Bu yokuş gerçekten çok dik ve yaklaşık 300 mt uzunluğundadır. 1 km sonra kule taşına ulaşılır. Kule’de büyük bir taş ve altında insanların yemek yediği, bazende yağmurdan korundukları kapalı bir doğal alan bulunmaktadır.

    Yaklaşık 2 km sonra güzergah üzerinde önemli bir yer olan Başmağaradasınız. Burası bol menekşelerin hakim olduğu alandır. Derenin karşısında rahmetli Mustafa Yalnızoğlu öğretmenimizin evi vardır. Bu değerli hocamız her yaz buraya gelir belli bir süre kalırdı. Daha sonra oğlu Ali hoca bu geleneği devam ettirmiştir. İkinci ev Şemsut amcanın evidir. Yaylaya gidenler, gelenler bu evlerde kalmakta, lezzeti tartışılmayan alabalık tutarak bu güzelim yerde çok güzel vakit geçirmektedirler. Buradaki suyun yanında, özellikle yayladan gelenler yemeklerini yiyerek soluklanabilirler. Arı kovanlarını derenin karşısında sarp kayalarda görmek mümkündür.

    Başmağara deresi büyük bir deredir. Yağmur yağdığında, seller geldiğinde ağaç köprülerle geçiş sağlanan bu dereleri geçmek, aşmak oldukça zordur. Başmağara deresini geçtikten sonra karşınıza sanki havada asılı vaziyette durur gibi Asma Kaya çıkmaktadır. Yaklaşık 500 mt sonra suyu içmeye doyulmayan Soğuk Pınar’da mutlaka mola vermek gereklidir. Buradan sonra artık bitki örtüsü yavaş yavaş küçülmekte yayla havası başlamaktadır.

    Kızılağaçlık düzünden Corak yaylasına giden, oldukça dik ama kısa bir yol ayrılır. Adı Bayır yoludur. Yaylaya giderken bu yokuşu tırmanmak gerçekten çok zordur. İneklerin gitmeleri mümkün değildir. Yayladan köye gelirken Bayır Yolu gençler arasında daha fazla tercih edilmektedir. Çünkü bu yolu kullanmak, gençliği, enerjiyi, heyecanı ve macerayı çağrıştırmaktadır. Gerçekten gerek inişi gerekse çıkışı çok zordur ve bugün bu yolun kapanmış olabileceğini düşünüyorum. Bayır yolu Kızılağaçlık, Çatak ve Corak yaylaları arasındaki üçgenin hipetenüsüdür. Yaklaşık 1.5 km. sonra karaağaçlık düzüne ve oradan da Çatak yaylasına ulaşılır.

    Yaklaşık 1500 mt. yükseklikte olan Çatak yaylası ilk yayladır. Burada bitki örtüsü daha da küçülmüş, hava da yavaş yavaş soğumaya başlamıştır. Babam Salma yaylasına gitmekten vazgeçtikten sonra bir süre Çapuklu yaylasına çıktı. Daha sonra da inekleri ile Çatak yaylasına çıkarak yayla özlemini gidermeye çalıştı. Babam yaylalara değişik nedenlerle gidip gelenlerle çok iyi dostluklar kurduğunu söylenmekte idi. Ben de 1998 yılında bu yaylaya giderek 3 gün kaldım. Her yönüyle o güzellikler gözümün önünden gitmiyor. Çatak, Dere yayla ve Corak yaylalarının yol ayrımında kurulmuş eski bir yerleşim yeridir. Vahşi doğanın içinde geniş ve düz bir alanın önünden akan dere ve karşısındaki yamaçlar görmeye değer bir görünüm arzetmektedir. Yaklaşık 1 km. tırmanma sonunda Eğrisu’dan içmemek mümkün değildir. Yaklaşık 500 mt. Sonra Corak yaylası, bizim köyümüzün ve Gürsu köyünden bazı ailerinin çıktığı yayladır. Burada en sıcak aylarda bile özelliği bozulmadan gerçekten çok kaliteli buz gibi bir su, Vanagın (yerleşim yeri) tam ortasında çatal iki oluktan atmakta idi.

    Corak’dan 2 km. sonra geniş granit oluşumların içinden geçerek bitki örtüsünün tamamen küçüldüğü, ağırlıklı olarak kumar, gürgen ve geniş kayalık otlak alanların hakim olduğu yol takip edildiğinde Çapuklu yaylası sizi karşılar. Çapukluya gitmeden taştan akan Emine’nin suyundan yudumlamanın zevkine doyum olmaz kanısındayım.

    Çapuklu, Kaçkar dağlarının zirvesine yakın düzlük alanda kurulmuş çok güzel bir yayladır. Çorak yaylasından sonra temmuz başında çıkılır ve Ağustosun 15’ine kadar bu yaylada kalınır. Bu yaylaya yaklaşık 2 km. uzaklıkta 3500 metre yükseklikteki Sancak tepesinin altında bizim derenin doğduğu üç tane buzul göl, sizi güzelliğine doyum olmayacak, renga renk çiçeklerin, otların yeşerdiği bu güzelim yere götürecektir.

    Çapuklu yaylasının karşısındaki tepenin arkasında akrabalarımız, dostlarımız olan Yeniyol (Oce), Zenimos (Yurtseven) köyü sakinlerinin çıktığı Balıklı yaylası mevcuttur. Bugün de bu yayla canlılığını muhafaza etmektedir. Araba yolu bu yaylaya 5 km. kadar yaklaşmıştır. Yaylaya araba yolun gitmesi daha fazla insanın buralara gidebilmesi açısından olumludur. Ancak çevrenin kirletilmemesi ve atıkların bu doğa harikası yerlere atılmaması gerekir. Buralara giden insanlarımız çevre temizliği konusunda gerekli hassasiyeti göstermeleri çok önemlidir.

    Çapukludan sonra bizim yaylaya gitmek için Salma tepesini aşmamız gerekir. Bu yaylanın geniş merasının ortasında “Harmanlık” denilen düzlükle ilgili bazı söylentiler vardır. Bazı kalıntılardan, burasının geçmişte bir yerleşim yeri oluduğu sanılmaktadır. Eskiden buralarda buğday ekildiği söylenmektedir.

    Salma yamacı, köyümüzün yaklaşık yarısının, Meyveli, Arılı ve Gürsu köylerinden bir çok ailenin çıktığı Çapuklu yaylasının otlak alanıdır. Yönünüz tepeye doğru ise, sol tarafınızda yaz kış karlarla kaplı bir alan vardır. Burada kar üzerine kar yağar. Tepeye çıktığınızda önünüze yeni ufuklar açılır. Karşıda Arhavililerin çıktığı Kotoşlu ve Sırt yayla görünür. Bu vadi, Fındıklı’nın Arhavi çıkışındaki Çağlayan Deresinin doğduğu bir çok yayladan oluşan güzellikleri anlatmakla bitmeyecek yerleşim yerleridir.

    Karşıda yörenin en yüksek tepesi olan Altı Parmak (Marsis tepesi) görkemli görüntüsü ile sizlere merhaba demektedir. Artık zirvedesiniz. Bir tarafta Pazar ilçesi ve deniz gözükürken her tarafa tepeden bakmanın özgürlüğünü, esen rüzgarı, temiz havayı, derelerden gelip giden sisi ,karla kaplı yerleri ve ufukta batıya doğru Kaçkarların sonsuzluğunu görürsünüz.

    Salma Tepesi soluklanma yeridir. Buraya ulaşmak büyük bir başarıdır. Artık inişe geçilecek ve dik bir yamaçtan Büyük Salma’nın düzüne inilecektir. Bu düze ulaşmadan Yakub’un Pınarın’dan mutlaka su içmek gerekir. Bu suyu bulan Yakup Kutluata olduğu için onun ismi ile anılmaktadır.

    80’li yılların başında İstanbula göçen Yakup amcaya Beykoz Tokat köyünde “Yakup amca yaylaya gittim Büyük Salmada suyundan doya doya içtim sana da selam getirdim” dediğimde, o yaşlı adamın hüngür hüngür ağladığına şahit oldum.”

    Bu doğa harikası yerlerde yaşamış, çilesini çekmiş, güzelliklerini tatmış insanların yaylaları unutmasının mümkün olamayacağını söyleyebilirim. Bu durum sadece Yakup amca için değil, bir çok kişi için geçerlidir.

    200 metre sonra bizim yaylanın görüleceği POŞGUT’a ulaşılır. Vanag’dan (yerleşim yeri) dik olarak yaklaşık 500 metre yukarıda olan POŞGUT’a bakıldığında orada bir insanın görülmesi büyük heyecen yaratır. Çünkü köyden birisi ya da birileri geliyor demektir. Köyde neler olup bittiğinin haberlerini ve gelişmeleri öğrenecekleri için herkesi bir heyecan kaplar. Gelenin kim olduğu tam bilinmez. Ancak Vanag’a geldiğinde öğrenilir. Hangi eve gelmiş ise en çok onlar sevinir. Aslında herkes sevinir.

    Yaklaşık 250 – 300 yıldır köyümüz ve komşu köylerimizin insanları bu güzergahı kullanmaktadırlar. Günümüzde yaylalar çeşitli nedenlerle eski özellilklerini kaybetmiş gibi görünsede atalarımızın yaşadığı kendine özgü yaşam biçimi olan yaylaları unutmamak, terketmemek bizlerin ve gelecek kuşakların görevi olduğunu düşünüyorum. Amacı geçmişteki gibi olmasa da bu doğa harikası yerler eski canlılığına kavuşacaktır.

    Bu güzergah boyunca insan var, duygular var, anılar var, paylaşılan sevgiler, saygılar, zorluklar var. Unutmak mümkün değil.....06/03/2008

Ana Sayfa