YAYLALARA 25 YIL SONRA ÖZLEMLE KAVUŞMA!.

    Asım KUTLUATA

 


   Kaldığımız ev ve perişan haldeki kukma

   ÇAPUKLU YAYLASINDAYIZ.

        80 li yıllara kadar bizim köyün büyük bir bölümünün, Çampet, Gürsu ve Arılı köylerinden gelen yaklaşık 70-80 ailenin hayvanları ile çıktığı yaylada, bugün ancak 5-6 ev kalınabilecek durumdadır. Sabri Öztürk ve Taner Atagün'ün 5-10 inek ve 40-50 keçilerinin olduğu yayla, geçmişle mukayese edilemeyecek kadar sönük durumda. Ancak keçi ve ineklerin olması belli bir canlılık getirmiş, tangal(çıngırak), köpek sesi başka bir heyecan yaratmakta. Keçileri az olduğu için ağıla alıyorlar (malcılıkta sayının 50 nin altında olması halinde yatak tutmaz denilir). Malın perlenmesi (keçilerin sağılması için duvarla çevrilmiş yer), sağılması ve kırkılması gibi faaliyetler beni geçmişe götürdü. Sabri ve Taner’in yaylada olmaları benim yaylaya gitmemde en önemli etkendi. Taner’i yaylada göremedik ama çok teşekkür ediyorum. Zor koşullarda verdikleri mücadele için kutluyorum. Kalacak yerlerimizi belirledikten sonra yediğimiz yemekteki muhlamanın tadına (bana göre) hiç bir yerde rastlamak mümkün değil. Akşam sohbetinden sonra elektrik, televizyon gibi araçların da olmaması nedeniyle yapılacak tek iş uyumak olduğundan erken saatlerde yolculuğun da verdiği yorğunluğun etkisiyle erkenden yataklarımıza girdik.

        İsnen Kutluata’nın evinin kapısı ve tavanı çok alçak olduğundan kafamda ufak tefek yaraların oluşması dışında her şey güzeldi. Sabah açık havada Sallar’a doğru yaptığımız kahvaltının da harika olduğunu söylemeliyim.


   Ahmet ve teke

   23 yıl önce babam da aynı taşın üstünde resim çektirmişti.

   Salma Yaylası

        SALMA YAYLASINDAYIZ

         Sabah saat 8’de çocukluğumun geçtiği Salma Yaylasına doğru hareket ettik. Harmanlığı geçip solumuzda Uzun Kar'ı ve sağımızda Sancak Tepesini görerek yaklaşık 1-1.5 kilometrelik mesafeyi tırmanıp Salma Tepesine çıktık. Bu tepenin rakımının 3000 metre civarında olduğunu tahmin ediyorum. Karşımızda Arhavi Yaylaları, Murgul Sırtları, Kızıl Dağ, Altıparmak Tepesi, Sırt Yayla ve bir çok yaylaya ulaşmış araba yolları görülürken, karşı yamaçta 3 geyik de “bu insanlar nereden çıktı da bizi rahatsız ediyorlar” dercesine hızla kaçmaya başladılar. Tepenin dahada dik olan arka yamacındaki oldukça bozulmuş yoldan Büyük Salmaya doğru inmeye başladık. Çağılın üzerinde ve yamaçlardaki geçen yıldan kalmış karın üzerinde oturmak ve kar yemek bu mevsimde bir başka güzeldi. Posğut’a vardığımızda Salma Yaylası zaman zaman gelip giden dumanla kaplı durumda. Yaylada, üstü örtülü kalınabilecek bir tek ev var. Diğer evlerin sadece duvarlarının durduğunu görünce hem çok üzüldüm hem de geçmişi yeniden gözümde canlandırarak heyecanlandım.

        Vanag (yerleşim yeri), genel olarak menekşe ve şortoğ otu ile kaplanmış, ağırlıklı beyaz çiçeklerin hakim olduğu bir manzara görünümünde. Vanag'a otların arasından indik ve Namazgah taşına ulaştık. Karşıkidüz'e geçen taş köprü yıkılmış, dere yine akmakta. Sırt Yayla, Pancarlık, Kurugöl, Sallar, Sevgöl, Küçük Salma'nın yolu, Şortoğut ve Aşağıki Yayla hepsi yerli yerinde, aynı güzellikte. Sanki bize hoşgeldiniz der gibiydiler.


   Bizim evin duvarları

         Bizim evin yıkılmış duvarlarının üstünde ancak fotoğraf çektirebildik. Dedemi, Babaannemi, Babamı ve bütün o yıllarda yayladaki bir çok insanı acı tatlı anıları ile hatırladım. Yolumuz uzun ve sıkıntılı. Yağmur da hafif hafif atmaya başladı. Erdal ve İsnen’in bir an önce “tepeyi aşalım” baskıları ile Kaya’nın üstünden Posğut’a doğru tırmanmaya başladık. Ahmet, Nuri ve Yalçın o akşam tek kalınabilecek ev olan Osman Nuri amcanın evinde kalmaya karar verdiler.

        Büyük Salmada 7-8 yaşlarında iken Sedat ve Cemil ağabeylerin yırtık lastikle yaptıkları futbol! maçını hatırladım. Ben ve Metin (Küçükşahin) kaleci olarak bu maçta görev almıştık. Sanırım böyle bir oyun olduğunu ilk o zaman öğrendim. Büyük Salma'da suyun oluşturduğu menderesler gerçekten çok güzel. Poşğut daki mağaraya girdim. Dinlendirici idi. Yakup amcanın bulduğu puğarda bir şeyler yerken o tadına doyum olmayan sudan ne kadar içtiğimi gerçekten hatırlamıyorum. Zor yokuşu tırmanarak Salma Tepesine çıktık ve oldukça yorgun bir halde Çapukluya ulaştık.

   Poşğut'taki Mağara

         Poşğut'taki Mağara

         En son yaylaya, yanlış hatırlamıyorsam 1985 yılında gitmiştim. Çapukluya kadar yol arkadaşlarım vardı. Salmaya yalnız gitmem gerekiyordu. Paşa(Atagün) amcanın evinde yemek yedikten sonra ben yoluma devam edeyim dedim. Tahminime göre akşama da 1-1,5 saat civarında vardı. Paşa amca gitme geç oldu duman da var dedi. Bir an önce Salmaya gitmek istiyordum. Ama bir korkum vardı. Ya dumanda Salma Tepesini bulamazsam! Paşa Amca hiçbir tarafa sapmadan direkt çık sorun olmaz dedi. Hızlı ve hiç durmadan korku ve heyecanla Tepe’ye çıktım ve akşam karanlığı ile vanaga ulaşırken yeğenim Serkan ve arkadaşları kimin geldiği merakı ile vanagın başında beni karşıladılar. Babam neden bu kadar geç kaldın dedi. Şemsut Amca ben de Büyük Salmadan biraz önce geldim. Senin geleceğini bilseydim Poşğut’daki mağraya girer ve ayı gibi ses çıkarmaya başlardım. O zaman ne yapardın dedi . Zor bir soru gerçekten ne yapardım!. Büyük tehlike atlatmışım. Her ikisi de hoş sohbet olan bu güzel insanlarla gece yarılarına kadar konuştuk ne kadar güldüğümü söylememe gerek var mı? (Baba’mı 2006 da, Osman Nuri amcayı 2002'de, Şemsut Amcayı 1999 da ve Paşa Amcayı da 1987'de kaybettik. Hepsini saygıyla, özlemle anıyorum). Çok güzel günlerdi.


   Büyük Salma'da kar yerken

         3.Gün Dinlenme

        Bir gün önceki Salma Yaylası seyahati nedeniyle yorulmuş olan vücudumuz bir yere gitme imkanı vermedi. Malla birlikte Eminenin Suyuna doğru giderek “içimine doyum olmayan sudan” defalarca içtik ve biraz da çobanlık ederek, geçmişi yad ettikten sonra Gabut tarafındaki Aslan’ın Puğarına(pınar) giderek o nefis suyu son kez tatma olanağı bulduk ve vanaga döndüğümüzde buzağın, kurt yada tilki tarafından hırpalandığını gördük. Kurt ya da tilki (tilki ihtimali yüksek) saldırmış bacaklarında ve boğazında diş izleri var (fotoğrafta da görülüyor). Ancak her nedense fazla ileri gidememiş, biri yaşamak için diğeri de canını kurtarmak için mücadele etmiş, doğanın kanunu bir kez daha kendini göstermiştir.

   Bugünkü Çapuklı Yaylası
   Sabri malı sağıyor.

   Çok kişi su içmiştir bu pınardan

   Yakup'un Puğarında yemek yemek çok güzel.

   Salmada çiçekler

   Bu işten ben de anlıyorum!

   Çapuklu'da kahvaltı

   Buzağ canını kurtarmış.

   Keçilere tuz vermek çok önemli

   Veda Zamanı

Önceki Sayfa