YAYLALARA 25 YIL SONRA ÖZLEMLE KAVUŞMA!.

    Asım KUTLUATA

        Uzun yıllardan beri düşündüğüm ama bir türlü uygulamaya geçiremediğim yaylalara çıkma planımı bu yaz gerçekleştirdim. En son 25 yıl önce gittiğim çocukluğum dahil 19 yılımın geçtiği yaylalarda birçok duyguyu birarada yaşadım. Sevindim: çünkü, çocukluğumun ve gençliğimin önemli bir bölümünün geçtiği zaman dilimine geri döndüm. Çilesi, neşesi, oyunu ve bir çok anı şerit gibi gözümün önünden geçti. Düşüp yaralandığım, yuvarlandığım oynadığım, bir çok insanla yaşadığım, ekonomik sosyal olayları hatırladım ve 50 li - 60 lı yıllara geri gittim. Üzüldüm: çünkü, bir zamanlar cıvıl cıvıl olan, insanların yaşadığı yaylam, terkedilmiş, evler yıkılmış, adeta harabeye dönmüştü.     

        Topografya aynı, değişiklik yok gibi. Ancak dedeler, büyükanalar, babalar, analar da yok. Zaten büyük bir bölümü hayatta da değil. İnekler, keçiler ve köpekler de yok. Kuşlar yine ötüyor, kertenkeleler kaçıyor, bin bir çeşit ot da var ama insan yok. Bu karmaşık duygular içinde her tarafı gözlemleyerek fotograflar çektim.     

        Duman gel-git “tepeyi (Salma Tepesi) bir an önce geçelim” düşüncesi aklıma geldi. Evler yıkılmış sadece duvarları var. Vanagı otlar kaplamış, Namazgah Taşının üzerinde otlar bitmiş. Pınarda su azalmış, 1800'lerin sonunda Eyüboğlu Haydar tarafından yapılmış olan oluk duruyor. Ancak su, azlığı ve oluğun kayması nedeniyle akmıyordu. Oluğu düzelterek suyun akmasını sağladık. Yayla çayı toplayarak Kaya’nın üstünden Poşğut’a doğru hareket ettik. Çıkmak zor. 60’lı yıllardan sonra çok yıllar geçmiş, bacaklar yoruluyor, adaleler ağrıyor. Herhalde bende bazı değişiklikler olmuş.     


    YAYLAYA HAREKET (Ağustos - 2010)
 

Ardıç ağacı kimbilir kaç yaşında
   Küçük Yayla

         Yaylaya gitme düşüncemi Ankara’dan Erdal’a (kardeşim) söylediğimde tamam ağabey gel gideriz demişti. İki gün köyde kaldıktan sonra, 11 Ağustos 2010 Çarşamba günü sabah saat 4.30’da Suhan Kutluata’nın arabası ile Yaylacılar köyünden hareket ettik. Yanımıza yaylada ve yol boyunca ihtiyacımız olacak olan eşya, yiyecek, alet ve edevatımızı alarak yola çıktık. Erdal Kutluata, Ahmet Kutluata, İsnen Kutluata, Saniye Kutluata, Nuri Kutluata, Yalçın Atagün’ünde katılımı ile Goloskur’dan tırmanarak tepe boyu hızla yükselmeye başladık. Geçmişte odun yolu olarak planlanmış yol güzergahı boyunca sağımızda Ardaşen’e bağlı köyler, solumuzda bizim dereyi, güneye baktığında üç bin metreyi aşan Kaçkar Dağlarını, kuzeye baktığında Pazar’ı, Ardeşen’i Fındıklı’yı ve Karadenizi görmek de oldukça ilginçti. Güneşin doğuşu başka bir güzellik. Gerçekten görülmeye değer bir tablo.     

        Siprana-Kayadibi, Mağara-Küçük Yayla ve araba yolunun son durağı olan Şangul Boğazına 07.30’da ulaştık. Bu yolun yapımında emeği geçen herkese teşekkür etmek isterim. Ancak şu anda oldukça bozuk olan araba yolunun kısa sürede daha düzgün hale getirileceğini umuyorum. Şangul Boğazının deniz seviyesinden yüksekliği 2800 metre civarında olduğunu tahmin ediyorum. Suhan bizi bıraktı ve geri döndü. Yüklerimizi sırtımıza alarak Balıklı Yaylasına doğru yola koyulduk. Araba yolunun sonu ile Balıklı Yaylası arasındaki mesafe yaklaşık 1.5 km. olduğunu söyleyebilirim. 6-7 kilogramlık sırt çantamı sırtlanarak yokuştan aşağıya inmeye başladım. 300 metre olan bizim köyün kotundan 2.5 saatte yaklaşık 3000m kotuna çıkmak, insan metabolizması üzerinde elbette bazı etkiler yapar.     

   Balıklıya Giderken

         Özellikle yaylaya ilk defa gidenlerde mide bulantısı halsizlık, baş dönmesi gibi sıkıntılar olurdu. Büyüklerimiz ‘yayla tuttu‘ derler ve sarımsak yedirirlerdi. Ve tansiyonu ayarlamaya çalışırlardı. Sebebi; Oksijen azalır. Açık hava basıncı düşer. Bende de az da olsa bazı belirtiler oldu. Yeni koşullara uyum sağlamak çok zor olmadı, kısa sürede toparlandım.     

        Yükler oldukça fazla. Yüklerin ağır olması nedeniyle Ahmet’i önden gönderip Selver Akman’ın (Annemin amcasının oğlu) katırı getirerek yüklerin taşınmasına yardım etmesini istemiştik. Yol arkadaşlarım yüklerin yanında beklerken ben yola devam ettim. Balıklı Yaylası'na beşyüz metre kala elinde bir çuvalla gelen Selver Dayı ile karşılaştım. Katırı neden getimediğini sorduğumda, katırın otlakta olduğunu ve kendisinin yardım edebileceğini söyledi. Kendisinin yatrdımının yeterli olmayacağını, katıra ihtiyacımızın olduğunu söyledim ve birlikte geri döndük. Katırı buldu ve yüklerimizin Balıklı Yaylasına çıkarılmasını sağladı.      

         Balıklı Yaylası; geniş bir vadinin, yönünüz Sancak Tepesine doğru olduğunda sol yamacında kurulmuş Öce ve Zenimos köylülerinin çıktığı güzel bir yayla. Yaylanın batı tarafında ki Ovit mevkiinde çok kaliteli bir su olduğunu söylediler ve mutlaka gidip içmemizi tavsiye ettiler. Ancak gidebilecek ne enerjimiz (benim) ne de zamanımız vardı. Başka bir zamana bırakalım dedim.      

   Balıklıda Dostlarla

         Sancak Tepesinin kuzey batısındaki bu yaylada, evler bakımlı ve iyi, yaklaşık 35-40 ev var. Bu yıl Balıklı Yaylasına 7-8 hane çıkmış. Yaylada 35 civarında inek, 2 katır 10 keçi olduğunu belirtiler. Yayla’nın güneyinde bulunan Üçgöller mevkiindeki buzul göllere de gidemedik. Bizim derenin doğduğu bu harika doğayı çocukluğumda bir kere görmüştüm. Geçmişte bu yaylaya 100 e yakın hane çıkıyormuş. Araba yolunun ulaşması ilgiyi ve sayıyı mutlaka artıracaktır. Ancak bu güzelim yerlerin orjinalliğinin bozulmamasına, çevrenin kirletilmemesine özen göstermek hepimizin görevi olmalıdır.      

        Bu yaylaya çıkan Öce ve Zenimos köylerindeki insanların, bizim köylüler ile hem kan bağı hem de kız alış verişi nedeniyle hısımlık ve akrabalıkları vardır. Sevdiğim ve uzun yıllar göremediğim insanlarla burada karşılaşmak beni çok mutlu etti. Çok sevindirdi. Ferit Sönmez'i uzun yıllardan beri görmemiştim. Güngör Ağabey(Kepenek) yine öyle. Yılların özlemi, geçmişin hatırlanması Babamla sohbetleri, şakaları birbirlerine takılmaları gibi geçmişteki güzellikleri yad etmekten çok mutlu oldum. Selver Dayımın muhlaması çok güzeldi. Fotoğrafta görülen insanların birçoğunu orada tanıdım. Zenimos’lu dostlarla da kısa sürede kaynaştık. Mağara’dan Çapuklu Yaylası yönüne doğru yeni bir yol yapılması konularını konuştuk, görüş alışverişinde bulunduk. Mevcut yolun tamamlanması ve ondan sonra Mağara-Dereyayla-Çapuklu yolunun yapılması için mücadele edilmesi görüşü ağırlık kazandı. Herkesin yararlanması için beraber çaba harcamamız gerekmez mi?     

   Fulya'ya Teşekkürler

         Yavaş yavaş ayrılma zamanı geldi. Güngör Abi değeneğin yok mu dedi. Yok dedim Bana verdiği değenek çok makbule geçti. Yine Fulya (Meşhur katırımız) yardımcı oldu ve bizim yüklerimizin önemli bir miktarını Adamlar Tepesine 50 metrelik mesafeye kadar çıkardı. Selver Dayıya ve katırı Fulya’ya çok teşekkür ediyoruz. Onlar olmasaydı biz o gün Çapuklu Yaylasına gelemezdik. Bu iyilik unutulacak gibi değil.

        Adamlar Tepesine çıkınca Çapuklu görüldü. İsnen, çok yakın hemen gideriz dedi ama yaylada mesafe kavramı yanıltıcı oluyor. Gençken çok yakın olan mesafeler uzamış gibi geldi bana!. 1.5 saat sonra Aslan’ın pınarından güzel bir su içerek Çapuklu’ya ulaştık.


   Balıklı Yaylası

   Selverin Evi

   Balıklıdan Ayrılıyoruz

   Kolay Değil

   Yükler Ağır

   Adamlar Tepesinde Röper Noktası ve İsnen

   Güngör Kepenek'e Değenek için teşekkür.

   Sallar'da Dinlenme

Önceki Sayfa